26 Aralık 2017 Salı

Salice Salentino


2017'nin son şarap akşamını bir şişe Salice Salentino ile kapıyoruz sevgili arkadaşlar. İsmi Alteno. 2013 yılından bir riserva.

Salice Salentino, güney İtalya'da bir şarap bölgesi. Yer olarak Puglia bölgesinin bir parçası, yani çizmenin topuğu, Bari, Brindizi gibi hatırlayacağınız şehirlerin bulunduğu bölge.

Bu bölgenin özel üzümü ise Negroamaro. Negro siyah, amaro da aşk demek, anlayın artık.

Negroamaro, milattan önce altıncı yüz yıldan beri ekiliyormuş. Yani iki bin altı yüz yılcık kadar bir tarihi var.

Güzelim şaraplarını bırakıp, daha çok üzüm çıksın, daha çok şarap yapalım havasına girdikten sonra salladıkları Negroamaro, daha yeni yeni kendini geri bulmaya başlamış.

Bu hızla giderlerse, İtalyan şarapları yakın zamanda Fransız şaraplarının şöhretini yakalayıp geçecek bana sorarsanız. Bunu da çoktan hak ediyorlar. Hem üzümleri, hem şarapları, hem iklimleri, hem de deneyimleri, kendilerine has limitleri bulunan Fransız şaraplarınınkinden çok daha fazla.

Ben Yunan şaraplarının da ciddi bir rebound yapacağımdan eminim. Eski dünyaya şarap yapımını öğreten onlar ne de olsa. Bir Yunan arkadaşla konuşuyorduk geçenlerde. Antik Yunanda şarabı içine su katarak içerlermiş. Şarapla suyu karıştırdıkları kaseye de ekraterus ismini vermişler. İki saplı demekmiş. Sonradan tüm Avrupa dillerine ve Türkçeye giren "krater" kelimesi bu işte. Çünkü bu kabın ağızı bir yanardağın ağızına benzediği için bu kelime yürümüş.

Yunan şarapları geldiğinde her halde bu gün su ile karıştırmayacağız, ancak susuz halleriyle bile mükemmel olacaklarına eminim.

Neyse. Antik Yunan'dan, Roma devrine dönelim 😛

Salice Salentino ÇOK güzel bir şaraptır bana sorarsanız sevgili arkadaşlar. İngilizcede dedikleri gibi saklı bir mücevherdir. Şarabın bir zevk meselesi olduğunu hatırlatarak ufak bir tekzip yapayım ama şimdiye kadar tattığım Salice Salentino'lar Bordo şaraplarını kahvaltıda yer, Burgonya şaraplarını da dışkı şeklinde atarlar (İğrenç bir benzetme oldu ama ne yapayım, The Big Bang Theory'den çaldım 😛).

Bir-iki gün önce yemeğe gittiğimizde iki arkadaşımız ikram etti ve Salice Salentino bu yüzden gündem oldu. Bu mükemmel şarabı bardak bardak içerdim ama Jelena'nın elektrikli bakışları bana misafirlikte olduğumuzu hatırlattı da, öyle frene bastım.

Her zaman, her şeyle içilir bu güzel şarap. Bang for buck bakımımdan en iyi şaraplardan biridir bana sorarsanız.

Ben şarabı demlemeye gidiyorum.

Birazdan görüşmek üzere sevgili arkadaşlar.

20 Aralık 2017 Çarşamba

Burgonya Şarapları

"Burgundy for kings...."

Bir Fransız deyişi. Burgonya şarapları krallar içindir anlamına geliyor.

Gerçekten de eski dünyanın en klas, en elit, en karmaşık ve en soylu şaraplarımdan biri, iki bin yıldan fazladır Fransanın Burgonya bölgesinden gelir sevgili arkadaşlar.

Burgonya, Fransa’nın doğusunda bir bölge. Eski bir dükalık, başkenti de hardalı ile ünlü Dijon kenti. Fransanın bir çok yeri gibi gourmet bir bölge. Yemekleri, beyaz, Charolais isimli inekleri, peynirleri ve baharatları fazlasıyla meşhur. Ancak bunların hiçbiri şaraplarının ulaştığı şöhrete yaklaşamaz bile.

Pinot Noir (2001)
Burgonya şarapları sadece Pinot Noir isimli bir tür üzümden yapılır. Her zaman olduğu gibi kırmızı şaraptan bahşediyoruz tabi (ancak kenara bir not olarak düşelim, Burgonya'nın beyaz şarapları da çok ünlüdür ve onlar da Chardonnay isimli, tek bir üzüm türünden yapılır).

Kısacası Burgonya eşittir Pinot Noir diyebiliriz.

Pinot Noir çok nazlı bir üzümdür. Bu üzümden iyi şarap yapmak da çok zordur. Ancak işi kıvırdığınızda bence şarapların Nirvanasını içmiş olursunuz. Çok dengeli, aromatik ama buram buram aroma olmayan, baharatlı ama cayır cayır burnunuzdan baharat getirmeyen, meyveli ama meyve suyu gibi içmeyeceğiniz, dengeli, çok güzel yıllanan, kısacası hayli klas bir şarabı vardır bu üzüm türünün. Bunun üstüne bir de Burgonya'nın iki bin yıldan fazla şarap yapım deneyimini ekleyince ortaya gerçekten kralların ağzına layık bir şarap çıkar.

Bir cümleyle özetlersek, Burgonya şarabı en çok sevdiğim şarap türüdür sevgili arkadaşlar.

Anlayarak içmeye başladığım ilk şaraplar Burgonya şaraplarıdır. Eski bir patronum kafayı Burgonya ile bozmuştu, sağ olsun o buluşturdu beni bu dünya güzeli şaraplarla. O gün, bu gün, bu güzel ilişkimiz hiç bozulmadı. Her zaman büyük bir zevkle içtim bu şarabı.

Burgonya şarabının tarihi milattan bir kaç yüz yıl öncesine gidiyor, ancak şarabın kurumsallaşması milattan sonraki yıllarda katolik papazlar tarafından gerçekleşmiş.

Papazlar çoğunlukla kiliseye bağışlanmış bağların iyilerini seçip, etraflarına yüksek duvarlar örerek kapatmışlar ve buralarda şarap üretmeye başlamışlar.

Bu etrafı duvarlarla çevrili bağların en muhteşemlerinden biri bugün hala dimdik ayaktadır. Muhteşem bir şato ve manastırı ile Clos de Vougeot şarabı ile olduğu kadar güzelliğiyle de görülmesi gerekli bir yer.

Fransa'nın diğer şarap bölgelerinde olduğu gibi, Burgonya'nın da bir kaç belli başlı alt bölgesi bulunur. İşi çok coğrafyaya dökmeden bunların önemlilerini bir hatırlayalım.

Kuzeydeki Chablis bölgesi beyaz şarabı ile meşhurdur - Chardonnay tabi. Beyaz şarap üstatları çok sever Chablis'yi. Benim gözümü kapayın, Sprite'dan ayıramam, onların yalancısıyım. Selamımızı verip, güneye doğru devam edelim.

İkinci bölgemiz, benim gibi kırmızı şarap sevenlerin göz bebeği Côte d’Or, yani Altın Kıyı. Kıyı kısmı lafın gelişi. Burgonya'nın büyük bölümünde bırakın denizi, şöyle büyükçe bir nehir bile yok.

Para, şan, şöhret, yani şarabın hassosu Côte d’Or'dadır sevgili arkadaşlar. Côte d’Or da kendi içinde Côte de Nuits ve Côte de Beaune diye iki alt bölgeye ayrılır.

Burgonya deyince ben şahsen Côte de Nuits'yi anlarım. Yine, Burgonya'nın en pahalı ve en güzel şarapları bu bölgede yapılır.

Côte de Nuits Dijon'dan başlar, Nuits-Saint-Georges köyüne kadar uzanır. Hatrızatımda Côte de Nuits Geceler Kıyısı, Nuits-Saint-Georges da Saint-George Geceleri demektir.

Nuits-Saint-Georges için şöyle derler - bakalım anlamlı bir biçimde çevirebilecek miyim..

A glass of "Nuits" paves the way for yours.

Yani bir bardak "geceler", senin gecenin yolunu yapar. Buradan sonrasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum artık 😛

Çok güzeldir Côte de Nuits. Dijon'dan atlayın arabaya, yarım günde her yerini gezersiniz. Sadece şarapları ve yemekleri olarak düşünmeyin, o köylerin hepsi birer cennet köşesidir.

İlk olarak Gevrey-Chambertin köyüne gelirsiniz. En çok Gevrey-Chambertin'ın şaraplarını severim. Hemen ardından Morey-Saint-Denis, Chambolle Musigny, Clos Vougeot adlı bağları, kalesi ve manastırı ile Vougeot, dünyanın olasılıkla en pahalı şarabının yapıldığı Romanée-Conti bağlarının bulunduğu Vosne-Romanée ve tabi ki Nuits-Saint-Georges aklıma gelen en belli başlı şarap köyleri. Sağda, solda daha bir çoğu var elbette.

Şarapla ilgilenmeseniz bile bu köyler görülmeye değer yerler sevgili arkadaşlar. Şarap seviyorsanız tabi cherry on the cake, yani bundan iyisi şamda kayısı 😍

Côte de Beaune ise Beaune kenti civarı. Beaune da çok güzel bir yer. Burada bulunan toptancıların sayesinde, köy köy gezmeden şarap almak için de birebir.

Chablis ve Côte D'or'dan sonra Burgonya'nın üçüncü şarap bölgesi yine bir çoğunuzun tanıyacağı Beaujolais.

Beaujolais'de şaraplar farklı olarak Pinot-Noir'dan değil, Gammay isimli başka tür bir üzümden yapılır. Beaujolais Şaraplarının en bilinen türü Beaujolais Nouveau, yani genç Beaujolais, hasadın ardından bir ay falan içinde mayalanıp satışa sunulur. Bir itiraf, uzun bir süre Beaujolais Nouveau'yı yıllanmamış Pinot-Noir zannederek içtim, yakın zamanda Gamay olduğunu öğrendim 😛

Bu işi bilenler Chablis ve Beaujolais'yi biraz Burgonya'dan ayırıp, kendi başlarına birer şarap türü olarak değerlendirirler. Bu da Burgonya şaraplarının tanımı için geriye büyük oranda Côte D’or'u bırakır. Côte D’or'un kalıtelisine de Côte de Nuits dersek, benim Burgonya eşittir Côte de Nuits tanımıma geliriz ez cümle.

Burgonya her halde en çok bağ-obsessif şarap bölgesidir. Şarapların kalite değerlendirmesi tamamen bağların konumuna, yani dar anlamda terroirlarına bağlıdır. Değerlendirme kriterleri şarap yapımını neredeyse tamamen dışlar. Eğer bir şarap falanca yerdeki bağlardan gelen üzümden yapılmışsa şu kalitededir der, keser atar. Bu kalite değerlendirmesi, örneğin Bordo şaraplarında yapımcı, yani şatoya, ya da Cru Bourgeois değerlendirmesinde bizzat şarabın kendisine bağlıdır.

Biraz açarsak, Burgonya'da şarapları kalitelerşne göre Grand Cru (Büyük Kalite), Premier Cru (Birinci Kalite), Villages (Köy) Şarapları ve Regional (Bölgesel) Şaraplar şeklinde sıralanırlar

Grand Cru şarapları, sadece Grand Cru olarak tanımlanmış bağlarda yetişen üzümlerden yapılır. Bu kalite, toplam bağların sadece yüzde ikisini oluşturur.

Grand Cru'nün bir alt kalitesi Premier Cru, yine sadece Premier Cru olarak tanımlı bağların üzümleriyle yapılır. Toplam bağların sadece yüzde on ikisi Premier Cru bağlardır.

Köy şarapları sadece ismi geçen köylerin üzümlerinden, Bölge şarapları ise hangi köyden geldiğinin önemli olmadığı, yapıldığı üzümlerin sadece Burgonya"dan gelmesinin yeterli olduğu şaraplardır. Bu bölgesel şarapların yine bölgelere dayalı bir-iki alt gurubu var ama çok detaylarına girmeyelim.

Bir Grand Cru tadarken (2001)
Bu kalite sıralamasının saçmalığını çok derinlemesine anlattmaya gerek yok. Bir şarapçı, Grand Cru bağdan gelen üzümleri alıp, şarap yaparken içine çiş bile yapsa o şarap kaliteli sayılıyor. İşin abartısını kaldırırsak, şarabın tadı, dolayısıyla kalitesi nasıl yapıldığı ile çok fazla ilgilidir. Ne kadar zaman, ne tip fıçılarda, ne kadar kabukla, ne kadar çöple mayalandığı şarabın tadı için çok önemli. Bunlar yokmuş gibi davranıp, sadece bilmem hangi bağdan geldi diye bir şaraba Grand Cru demek hiç de adil olmaz.

Aynı Bordo misali, bu Grand ve Premier Cru değerlendirmeler düzenli olarak yapılmıyor. bir 1855'de yapmışlar, bir de 1930'larda. Başka da kayıt bulamadım. Bulursanız söyleyin, ben de düzelteyim.

Durum böyle işte. Grand Cru şaraplar genelde güzel olsa da, etiketten ziyade sizin ağızınızın tadı önemli. Burgundy çok pahalı bir şaraptır arkadaşlar. O yüzden bir Grand Cru'ya yüzlerce dolar vermeden, bu paranın değdiğine, yani aldığınız şarabın tadını sevdiğinize emin olun derim. Yıllar önce Romanée-Conti bağlarından bir tane üzüm yemiştim. Bildiğiniz üzüm işte. Öyle bir şişe şarabı için binlerce dolar verecek kadar farklı gelmemişti bana.

İlginizi çekerse bu belgesel çok anlaşılır bir biçimde Burgonya şaraplarını özetlemiş. 

https://youtu.be/CNQsaRL5v1g

İnsanın doğasında vardır, rekabeti sever. Mercedes BMW ile, Abba'nın sarışını esmeri ile, Canon Nikon ile, Fenerbahçe de Galatasaray ile her fırsatta karşılaştırılır.

Aynı rekabet şarapta da var. Burgonya şarapları her zaman ezeli rakibi Bordo şarapları ile karşılaştırılır. Hadi biraz da buna bakalım.

"In Burgundy, everything is for drinking and nothing is for sale, whereas in Bordeaux everything is for sale and nothing is for drinking."

Burgonya'da hiç bir şey satılık değildir, herşey içmek içindir. Bordo'da ise her şey satılıktır, içmek için hiç bir şey bulunmaz.

Fransa'nın birbirinin ezeli rakibi iki şarap bölgesi, Bordo ve Burgonya.

Bir çok kişiye dünyanın en iyi şaraplarının bu iki bölgeden geldiğini baştan kabul etmiştir. O yüzden bir sonraki aşamaya, yani bu iki top şaraptan hangisinin daha güzel, hangisinin daha kaliteli olduğunu tartışırlar.

Eğer İngiliz mizahını kaldırabiliyorsanız, bu linkte çok ilginç bir tartışma videosu var: https://youtu.be/7LXPN_HUN6Y Bir bakın derim.

Burgonya, Bordo'ya göre daha eskiye dayanan bir şarap kültürüne sahip. Bilinen kadarıyla Burgonya'da milattan bir kaç yüz yıl öncesinde bile şarap yapılıyormuş, bu da iki bin iki yüz yıldan fazla bir tarih anlamına geliyor. Bordo ise sadece milattan sonraki yüzyılda, o da lokal tüketim için şarap yapmaya başlamış. Bordo’nun Bordo oluşu 13'üncü yüzyılı bulur.

Bordo'da şaraplar şatolarda yapılır. Burgonya'da ise köylerde. Bordo'da şaraplar bir kaç üzümün harmanından yapılır. Burgonya'da ise sadece bir tek üzümden.

Yukarda söylediğimiz gibi Bordo'da şarapların değerlendirmesi şatolara göre, Burgonya'da ise şarap bağlarına göre yapılır.

Bordo şarapları başta Cabernet Sauvignon ve Merlot olmak üzere bir kaç farklı üzümden, Burgonya'da ise sadece bir tür üzümden, Pinot Noir'dan yapılır.

Bordo şarapları daha baharatlı, daha aromatiktir. Burgonya şarapları daha dengeli, daha az baskın, daha kontrollü bir tada sahiptirler.

Bordo şarapları silindirik, Burgonya şarapları ise altları geniş, ağızlarına doğru incelen şişelerde satılır. Bordo şarapları trapezoid bardaklarda, Burgonya şarapları yuvarlak, tepesi kesilmiş küre şeklindeki bardaklarda servis edilir.

Sözün kısası, hangisi daha güzeldir, doğru cevabı olmayan bir sorudur. İki tür şarap da güzeldir. Şarabı içerkenki ruh haliniz nasılsa, ona göre iki türden biri daha fazla haz verecektir. Yukardaki videoda Burgonya kazanıyor ama çok takılmayın.

Her şarap bölgesinde olduğu gibi Burgonya'da da, şarap yapımımdan sonra kalan üzümlerin kullanarak yapıldığı bir tür brandy bulunur. Buradakinin adı Marc de Bourgogne, kısaca Marc. Bir ara çok içerdik bir arkadaşla ama uzunca bir süredir Marc gibi kuvvetli alkollerden haz etmiyorum Herhalde ilerleyen yaştan dolayı insan daha seçici oluyor.

Ben şarabı içerken büyük bir zevk aldığım için içiyorum, içtikten sonra alkolün etkisi için - başka bir deyişle kafayı bulmak için değil. Herkesin zevkine saygı elbette, ancak rakı ya da viskiyi tad alarak içmek bence imkansıza yakın (içtikten sonrası ayrı mesele tabi). Şarap bu bakımdan çok iyi. Alkol seviyesi çok düşük, içimi çok zevkli.

İşte bundandır Marc gibi sert içkileri içip yamulmaktansa, şarap içip tadını almayı tercih ediyorum. Ancak siz sert alkol seviyorsanız, mutlaka Marc'ı deneyin. Seveceksinizdir.

İşte böyle. Bunca şeyi niye yazdın derseniz...

Bu akşamki şarabımız bir Burgonya. İki güzel arkadaşımızın hediyesi.

Her damlasından zevk alarak içeceğim 🍷😍

Akşama görüşürüz.




15 Aralık 2017 Cuma

Chateau Fonréaud


Bu akşamki şarabımız bir Chateau Fonréaud. Bordeaux'nun Médoc bölgesinin Listrac-Médoc tarafından, altı yaşında bir Cru Bourgeois. Listrac-Médoc Aslında Haut-Médoc bölgesinin dangadanak ortasında bir yer, bu sebeple niye ayrı bir isim (ve apelasyon) yapmış Frenkler, ben de anlamadım. Ama bu işleri kurcalamamak lazım. Şarap iyiyse kim takar Listrac-Médoc kaymakamını...

Chateau Fonréaud 1855'de yapılmış 1962 yılında da bu günkü sahipleri şato ve bağları satın almışlar. İnsanlar bu günlerde deli gibi bu şarabı alıyor, çok da memnun görünüyorlar.

Daha fazla bilgi burada: http://www.chateau-fonreaud.com/

Bu gerçekten mükemmel şarapla olmazsa olmaz, aynı mükemmellikte Burgonya ve Normandiyadan gelme Fransız peynirlerimiz var. Yani güzel bir akşamla hafta sonumuza başlayacağız.

Akşam görüşmek üzere 🍷😍❤️

11 Aralık 2017 Pazartesi

Château Tour du Haut-Moulin

Bu akşamki şarabımız sekiz yaşında bir Bordeaux, Haut-Médoc bölgesinden, Cussac Fort Médoc köyünden. Bu köy Bordeaux’nun en seksi şarap bölgelerinden Margaux ve St. Julien’in arasında bir yerde.

Yani tanımı gereği güzel bir şarap.

Bu şarabı zaten daha önce denemiştik, hatta size satın alma öyküsünü bile yazmıştım, hani Cezayirli bir arkadaş, mağazadaki stoklarından vermişti.

Şarabı yapan şatonun ismi Château Tour du Haut-Moulin. 1870 yılından beri şarap yapan bir aile. Al takke, ver külah, 160 yıldır bu işle iştigal ediyorlarmış.

Şarabın kendisi ödüllü, iddalı bir şarap. Zaten Cru Bourgeois kalitesinde. Bakalım, bir sonraki Bordeaux’ya gidişimizde umuyorum.

Aşağıda daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

http://tourduhautmoulin.com/content/8-chateau

Akşam görüşmek üzere 🍷

5 Aralık 2017 Salı

Terre di San Leonardo

Bu akşamki şarabımız İtalya’nın Trentino bölgesinden. Tenuta San Leonardo adlı bir şarap üreticisinden, ismi ise Terre di San Leonardo.

2006 yılından, yani on bir yaşında. Tam çıtır zamanı!

Bu şarabın çok ilginç bir özelliği var arkadaşlar.


Normalde İtalyan şarabı dediğimizde aklımıza ilk Sangiovese, Nebbiolo falan gibi üzümler gelir, ancak bu şarap Cabernet Sauvignon, Merlot gibi üzümlerden yapılma. Kısacası bir Bordeaux harmanı.

İlginizi çekerse buradan biraz daha detay okuyabilirsiniz.

http://www.sanleonardo.it/en/wines-and-spirits/terre-en/

İtalya’dan gelen bir Fransız harmanı şarap nasıl olur derseniz, hemen cevaplayayım, çok güzel olur. Çünkü bu şarabı 2013 yılında, yedi yaşındayken, bir arkadaşın evini taşırken içmiştik. Bu şişe de sağ olsun, aynı arkadaşın hediyesi zaten. Neyse, o zaman çok beğenmiş, bu şişeyi yıllandırmaya karar vermiştim.

Kısmet bu güne imiş.

Şarabımızı demlenmeye bıraktım. İki saat kadar sonra görüşmek üzere.

Geceniz güzel olsun.

23 Kasım 2017 Perşembe

ICPD

...Sarraf, Türkiye'de öldürülmekten korkuyordu… İddialara göre dört kez suikast girişimine maruz kalmış, bunları FBI önlemişti… İran'dan da tehdit alıyordu… Sarraf, yaşam güvencesi ve servetinin bir kısmına dokunulmaması karşılığında FBI ile anlaştı… Türkiye'den çıkarılana kadar Yeniköy'de bir villada FBI gözetiminde kaldı… Yine FBI tarafından yapılan bir operasyonla Türkiye'den çıkarılıp Miami'ye götürüldü!..

Eksik bilgi ile vatandaşı yanıltıyorsun "bro". Bu federal bir case değil. NCIS, ICPD (Istanbul City Police Department) ile ortak gerçekleştirdi bu operasyonu, FBI yoktu devrede.

Yanlış diziyi seyretmiş baba, bu yazıyı yazmadan önce. Eğer mesela Delta Force'u seyretmiş olsaymış, Chuk Norris bizzat gelip Zarrab'ı kaçırdı diye yazacakmış. Daha da kötüsü, akşam filmini Internetten ayıp sitelerden seyretseymiş, yazının hali ne olurmuş, ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.

FBI'ın ABD toprakları dışında bir yetkisi olmadığı gibi teknik düzeydeki zırvaları bir kenara bırakalım.

Nereden biliyorsun bunca detayı be oğlum? Senaryosunu mu yazdın? Yeniköyde emlakçılık yaparken, kara ceketli esrarengiz adamlar sana gelip, katlanır cüzdanlarını açıp polis kimliklerini mi gösterdiler ve "FBI! Villana ihtiyacımız var" dediler?

Yoksa İnternet sitelerinde mi okudun?

Ne operasyonu yaptılar da Miami'ye götürdüler Zarrabı? Rambo, albayı rica etti diye emekliliğini yarıda kesip, Rızayla Ebruyu bir C-130'a atıp, Miami Enternasyonel'e mi indirdi?

Bu operasyonu yapanlar sakın Miami Vice olmasın?

Nereden biliyorsun bunca şeyi en ince detaylarıyla be adam?

Hadi senin kafan iyi, sana inanıp referans gösteren bu adamla beraber mi içtiniz?

Hadi siz ne içtiyseniz içtiniz, size inanacak bunca anti emperyalist, anti abedeci binlerce gariban çav bella aydını hiç mi düşünmediniz?

Hiç mi sosyal sorumluluğunuz yok?

Ya bunlardan birisi sizin yazınızı okuyup, kahrolsun abede diye dışarı fırlar, sonra da NYPD bunu içeri atarsa hiç mi vicdanınız sızlamayacak?

Ama hepsi bir kenara, üç paragraf üstte Rıza kendini yakalattı diyor, iki paragraf altta da Kolombo'ya operasyon yaptırıyorsun...

Yakıştı mı şimdi?

14 Kasım 2017 Salı

Los Pasos, Prezervatifler ve Yasaklanmış Camembert Peyniri

Bu akşamki şarabımız Şili’den, bir Cabernet Sauvignon. İsmi Los Pasos, Reserva dedikleri afili türünden ve Valle Central bölgesinden gelme.

Latin Amerika şaraplarını size yazacak kadar tanımıyorum, ancak çok diyebileceğim kez içmişliğim vardır.

Örneğin Şili şaraplarını severim diyebilecek kadar güven geliştirebildim.

Valle Central bölgesi nerededir, nasıl üzüm yetiştirir yine bilmem ancak birçok şişenin etiketi üzerinde bu ismi görmüşlüğüm vardır.

Los Pasos ise adımlar demek ve İspanyolca’da o kadar yaygın kullanılıyor ki, bırakın şarabı, herhalde Los Pasos isimli bir prezervatif markası bile vardır :)

Yani bu şarabı alırken sadece bir Cabernet Sauvignon’dan ne bekleyebilinirse onu bekleyerek aldım. Ancak Şili şaraplarıyla teşvik-i mesaime dayanarak söyleyebilirim ki bu şarap olasılıkla güzel çıkacak.

Hatta bir adım ileri giderek Şili’de kalite/fiyat oranının en yüksek olduğu şaraplarının yapıldığını bile idda edebilirim.

Umarım bir gün yerinde görüp, size Şili şaraplarını anlatma fırsatım olur.

Latin Amerika’nın yine çok önemli bir şarap bölgesi olan Arjantin’i biraz dolaştım. Özellikle Malbec üzümleriyle yaptıkları şarap gerçekten güzeldir ve yine Arjantin’den gelen dünyanın en lezzetli kırmızı eti ile mükemmel gider.

Bir iş gezisi için iki haftalığına Buenos Aires’e gitmiştim. Workshop, aynı zamanda kaldığımız otelin toplantı salonunda yapılıyordu.

Arjantinliler Latin Amerika’nın en havalı ülkesidir. Kendilerini Avrupalı, hatta İtalyan sayarlar. Gerçekten deArjantin’den bir kaç Massimiliano, Vito, Giuseppe falan tanırım.

Buenos Aires’te kalacağım iki hafta içinde bir tam ineği yeme gibi kişisel bir hedef koymuştum kendime.

Neyse, bu arkadaşlar hesapta İtalyan ya, ilk öğlen yemeğinde bir menü geldi. Fusili ve Trüf mantarı, ahtapot bacağı, tiramisu falan.

Ne lan bu dedim. Bunlar için on üç saat Buenos Aires’e uçacağıma iki saat arabayla İtalya’ya gider yerdim.

Garsonu çağırdım. Bak muçaço, dedim, şu menüyü al, bir daha da bana getirme. Ben her öğlen ve akşam az pişmiş biftek, pilav ve Malbec istiyorum.

Aman sinyor dedi, bizim yemeklerimiz çok güzel, sadece et olur mu?

Olur, olur dedim.

Gerçekten de herkes her gün İtalyan, Fransız falan yerken, ben hayatımda yediğim en güzel bifteği yedim, mükemmel Malbec şarabı içtim.

Tabi ki, iki hafta içinde ortalama bir ton ağırlığında olan bir ineği tamamen bitiremedim ama insani sınırlar dahilinde bu noktaya oldukça yaklaştım.

Hala arada bir, bir şişe Malbec alıp, Puerto Madera günlerimi yad ederim.

İşte böyle.

Bu akşam Şili şarabımızın yanında Burgonya’dan alkollü Epoise ve Normandiya’dan Camembert peynirleri var. Camembert, bir aralar Soner efendinin salladığı şekilde, sözde “yasaklanmış” pastörize olmayan sütten (Lait Cru) yapılma.

Herkese iyi geceler…

Sadece bir "Hayır" sözcüğü

1959 yılında El Comandante, yani yoldaş Fidel, Küba’da ABD’nin kankası diktatör Fulgencio Batista’ta karşı gerçekleştirdiği devrim sonrasınd...