26 Aralık 2017 Salı

Salice Salentino


2017'nin son şarap akşamını bir şişe Salice Salentino ile kapıyoruz sevgili arkadaşlar. İsmi Alteno. 2013 yılından bir riserva.

Salice Salentino, güney İtalya'da bir şarap bölgesi. Yer olarak Puglia bölgesinin bir parçası, yani çizmenin topuğu, Bari, Brindizi gibi hatırlayacağınız şehirlerin bulunduğu bölge.

Bu bölgenin özel üzümü ise Negroamaro. Negro siyah, amaro da aşk demek, anlayın artık.

Negroamaro, milattan önce altıncı yüz yıldan beri ekiliyormuş. Yani iki bin altı yüz yılcık kadar bir tarihi var.

Güzelim şaraplarını bırakıp, daha çok üzüm çıksın, daha çok şarap yapalım havasına girdikten sonra salladıkları Negroamaro, daha yeni yeni kendini geri bulmaya başlamış.

Bu hızla giderlerse, İtalyan şarapları yakın zamanda Fransız şaraplarının şöhretini yakalayıp geçecek bana sorarsanız. Bunu da çoktan hak ediyorlar. Hem üzümleri, hem şarapları, hem iklimleri, hem de deneyimleri, kendilerine has limitleri bulunan Fransız şaraplarınınkinden çok daha fazla.

Ben Yunan şaraplarının da ciddi bir rebound yapacağımdan eminim. Eski dünyaya şarap yapımını öğreten onlar ne de olsa. Bir Yunan arkadaşla konuşuyorduk geçenlerde. Antik Yunanda şarabı içine su katarak içerlermiş. Şarapla suyu karıştırdıkları kaseye de ekraterus ismini vermişler. İki saplı demekmiş. Sonradan tüm Avrupa dillerine ve Türkçeye giren "krater" kelimesi bu işte. Çünkü bu kabın ağızı bir yanardağın ağızına benzediği için bu kelime yürümüş.

Yunan şarapları geldiğinde her halde bu gün su ile karıştırmayacağız, ancak susuz halleriyle bile mükemmel olacaklarına eminim.

Neyse. Antik Yunan'dan, Roma devrine dönelim 😛

Salice Salentino ÇOK güzel bir şaraptır bana sorarsanız sevgili arkadaşlar. İngilizcede dedikleri gibi saklı bir mücevherdir. Şarabın bir zevk meselesi olduğunu hatırlatarak ufak bir tekzip yapayım ama şimdiye kadar tattığım Salice Salentino'lar Bordo şaraplarını kahvaltıda yer, Burgonya şaraplarını da dışkı şeklinde atarlar (İğrenç bir benzetme oldu ama ne yapayım, The Big Bang Theory'den çaldım 😛).

Bir-iki gün önce yemeğe gittiğimizde iki arkadaşımız ikram etti ve Salice Salentino bu yüzden gündem oldu. Bu mükemmel şarabı bardak bardak içerdim ama Jelena'nın elektrikli bakışları bana misafirlikte olduğumuzu hatırlattı da, öyle frene bastım.

Her zaman, her şeyle içilir bu güzel şarap. Bang for buck bakımımdan en iyi şaraplardan biridir bana sorarsanız.

Ben şarabı demlemeye gidiyorum.

Birazdan görüşmek üzere sevgili arkadaşlar.

20 Aralık 2017 Çarşamba

Burgonya Şarapları

"Burgundy for kings...."

Bir Fransız deyişi. Burgonya şarapları krallar içindir anlamına geliyor.

Gerçekten de eski dünyanın en klas, en elit, en karmaşık ve en soylu şaraplarımdan biri, iki bin yıldan fazladır Fransanın Burgonya bölgesinden gelir sevgili arkadaşlar.

Burgonya, Fransa’nın doğusunda bir bölge. Eski bir dükalık, başkenti de hardalı ile ünlü Dijon kenti. Fransanın bir çok yeri gibi gourmet bir bölge. Yemekleri, beyaz, Charolais isimli inekleri, peynirleri ve baharatları fazlasıyla meşhur. Ancak bunların hiçbiri şaraplarının ulaştığı şöhrete yaklaşamaz bile.

Pinot Noir (2001)
Burgonya şarapları sadece Pinot Noir isimli bir tür üzümden yapılır. Her zaman olduğu gibi kırmızı şaraptan bahşediyoruz tabi (ancak kenara bir not olarak düşelim, Burgonya'nın beyaz şarapları da çok ünlüdür ve onlar da Chardonnay isimli, tek bir üzüm türünden yapılır).

Kısacası Burgonya eşittir Pinot Noir diyebiliriz.

Pinot Noir çok nazlı bir üzümdür. Bu üzümden iyi şarap yapmak da çok zordur. Ancak işi kıvırdığınızda bence şarapların Nirvanasını içmiş olursunuz. Çok dengeli, aromatik ama buram buram aroma olmayan, baharatlı ama cayır cayır burnunuzdan baharat getirmeyen, meyveli ama meyve suyu gibi içmeyeceğiniz, dengeli, çok güzel yıllanan, kısacası hayli klas bir şarabı vardır bu üzüm türünün. Bunun üstüne bir de Burgonya'nın iki bin yıldan fazla şarap yapım deneyimini ekleyince ortaya gerçekten kralların ağzına layık bir şarap çıkar.

Bir cümleyle özetlersek, Burgonya şarabı en çok sevdiğim şarap türüdür sevgili arkadaşlar.

Anlayarak içmeye başladığım ilk şaraplar Burgonya şaraplarıdır. Eski bir patronum kafayı Burgonya ile bozmuştu, sağ olsun o buluşturdu beni bu dünya güzeli şaraplarla. O gün, bu gün, bu güzel ilişkimiz hiç bozulmadı. Her zaman büyük bir zevkle içtim bu şarabı.

Burgonya şarabının tarihi milattan bir kaç yüz yıl öncesine gidiyor, ancak şarabın kurumsallaşması milattan sonraki yıllarda katolik papazlar tarafından gerçekleşmiş.

Papazlar çoğunlukla kiliseye bağışlanmış bağların iyilerini seçip, etraflarına yüksek duvarlar örerek kapatmışlar ve buralarda şarap üretmeye başlamışlar.

Bu etrafı duvarlarla çevrili bağların en muhteşemlerinden biri bugün hala dimdik ayaktadır. Muhteşem bir şato ve manastırı ile Clos de Vougeot şarabı ile olduğu kadar güzelliğiyle de görülmesi gerekli bir yer.

Fransa'nın diğer şarap bölgelerinde olduğu gibi, Burgonya'nın da bir kaç belli başlı alt bölgesi bulunur. İşi çok coğrafyaya dökmeden bunların önemlilerini bir hatırlayalım.

Kuzeydeki Chablis bölgesi beyaz şarabı ile meşhurdur - Chardonnay tabi. Beyaz şarap üstatları çok sever Chablis'yi. Benim gözümü kapayın, Sprite'dan ayıramam, onların yalancısıyım. Selamımızı verip, güneye doğru devam edelim.

İkinci bölgemiz, benim gibi kırmızı şarap sevenlerin göz bebeği Côte d’Or, yani Altın Kıyı. Kıyı kısmı lafın gelişi. Burgonya'nın büyük bölümünde bırakın denizi, şöyle büyükçe bir nehir bile yok.

Para, şan, şöhret, yani şarabın hassosu Côte d’Or'dadır sevgili arkadaşlar. Côte d’Or da kendi içinde Côte de Nuits ve Côte de Beaune diye iki alt bölgeye ayrılır.

Burgonya deyince ben şahsen Côte de Nuits'yi anlarım. Yine, Burgonya'nın en pahalı ve en güzel şarapları bu bölgede yapılır.

Côte de Nuits Dijon'dan başlar, Nuits-Saint-Georges köyüne kadar uzanır. Hatrızatımda Côte de Nuits Geceler Kıyısı, Nuits-Saint-Georges da Saint-George Geceleri demektir.

Nuits-Saint-Georges için şöyle derler - bakalım anlamlı bir biçimde çevirebilecek miyim..

A glass of "Nuits" paves the way for yours.

Yani bir bardak "geceler", senin gecenin yolunu yapar. Buradan sonrasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum artık 😛

Çok güzeldir Côte de Nuits. Dijon'dan atlayın arabaya, yarım günde her yerini gezersiniz. Sadece şarapları ve yemekleri olarak düşünmeyin, o köylerin hepsi birer cennet köşesidir.

İlk olarak Gevrey-Chambertin köyüne gelirsiniz. En çok Gevrey-Chambertin'ın şaraplarını severim. Hemen ardından Morey-Saint-Denis, Chambolle Musigny, Clos Vougeot adlı bağları, kalesi ve manastırı ile Vougeot, dünyanın olasılıkla en pahalı şarabının yapıldığı Romanée-Conti bağlarının bulunduğu Vosne-Romanée ve tabi ki Nuits-Saint-Georges aklıma gelen en belli başlı şarap köyleri. Sağda, solda daha bir çoğu var elbette.

Şarapla ilgilenmeseniz bile bu köyler görülmeye değer yerler sevgili arkadaşlar. Şarap seviyorsanız tabi cherry on the cake, yani bundan iyisi şamda kayısı 😍

Côte de Beaune ise Beaune kenti civarı. Beaune da çok güzel bir yer. Burada bulunan toptancıların sayesinde, köy köy gezmeden şarap almak için de birebir.

Chablis ve Côte D'or'dan sonra Burgonya'nın üçüncü şarap bölgesi yine bir çoğunuzun tanıyacağı Beaujolais.

Beaujolais'de şaraplar farklı olarak Pinot-Noir'dan değil, Gammay isimli başka tür bir üzümden yapılır. Beaujolais Şaraplarının en bilinen türü Beaujolais Nouveau, yani genç Beaujolais, hasadın ardından bir ay falan içinde mayalanıp satışa sunulur. Bir itiraf, uzun bir süre Beaujolais Nouveau'yı yıllanmamış Pinot-Noir zannederek içtim, yakın zamanda Gamay olduğunu öğrendim 😛

Bu işi bilenler Chablis ve Beaujolais'yi biraz Burgonya'dan ayırıp, kendi başlarına birer şarap türü olarak değerlendirirler. Bu da Burgonya şaraplarının tanımı için geriye büyük oranda Côte D’or'u bırakır. Côte D’or'un kalıtelisine de Côte de Nuits dersek, benim Burgonya eşittir Côte de Nuits tanımıma geliriz ez cümle.

Burgonya her halde en çok bağ-obsessif şarap bölgesidir. Şarapların kalite değerlendirmesi tamamen bağların konumuna, yani dar anlamda terroirlarına bağlıdır. Değerlendirme kriterleri şarap yapımını neredeyse tamamen dışlar. Eğer bir şarap falanca yerdeki bağlardan gelen üzümden yapılmışsa şu kalitededir der, keser atar. Bu kalite değerlendirmesi, örneğin Bordo şaraplarında yapımcı, yani şatoya, ya da Cru Bourgeois değerlendirmesinde bizzat şarabın kendisine bağlıdır.

Biraz açarsak, Burgonya'da şarapları kalitelerşne göre Grand Cru (Büyük Kalite), Premier Cru (Birinci Kalite), Villages (Köy) Şarapları ve Regional (Bölgesel) Şaraplar şeklinde sıralanırlar

Grand Cru şarapları, sadece Grand Cru olarak tanımlanmış bağlarda yetişen üzümlerden yapılır. Bu kalite, toplam bağların sadece yüzde ikisini oluşturur.

Grand Cru'nün bir alt kalitesi Premier Cru, yine sadece Premier Cru olarak tanımlı bağların üzümleriyle yapılır. Toplam bağların sadece yüzde on ikisi Premier Cru bağlardır.

Köy şarapları sadece ismi geçen köylerin üzümlerinden, Bölge şarapları ise hangi köyden geldiğinin önemli olmadığı, yapıldığı üzümlerin sadece Burgonya"dan gelmesinin yeterli olduğu şaraplardır. Bu bölgesel şarapların yine bölgelere dayalı bir-iki alt gurubu var ama çok detaylarına girmeyelim.

Bir Grand Cru tadarken (2001)
Bu kalite sıralamasının saçmalığını çok derinlemesine anlattmaya gerek yok. Bir şarapçı, Grand Cru bağdan gelen üzümleri alıp, şarap yaparken içine çiş bile yapsa o şarap kaliteli sayılıyor. İşin abartısını kaldırırsak, şarabın tadı, dolayısıyla kalitesi nasıl yapıldığı ile çok fazla ilgilidir. Ne kadar zaman, ne tip fıçılarda, ne kadar kabukla, ne kadar çöple mayalandığı şarabın tadı için çok önemli. Bunlar yokmuş gibi davranıp, sadece bilmem hangi bağdan geldi diye bir şaraba Grand Cru demek hiç de adil olmaz.

Aynı Bordo misali, bu Grand ve Premier Cru değerlendirmeler düzenli olarak yapılmıyor. bir 1855'de yapmışlar, bir de 1930'larda. Başka da kayıt bulamadım. Bulursanız söyleyin, ben de düzelteyim.

Durum böyle işte. Grand Cru şaraplar genelde güzel olsa da, etiketten ziyade sizin ağızınızın tadı önemli. Burgundy çok pahalı bir şaraptır arkadaşlar. O yüzden bir Grand Cru'ya yüzlerce dolar vermeden, bu paranın değdiğine, yani aldığınız şarabın tadını sevdiğinize emin olun derim. Yıllar önce Romanée-Conti bağlarından bir tane üzüm yemiştim. Bildiğiniz üzüm işte. Öyle bir şişe şarabı için binlerce dolar verecek kadar farklı gelmemişti bana.

İlginizi çekerse bu belgesel çok anlaşılır bir biçimde Burgonya şaraplarını özetlemiş. 

https://youtu.be/CNQsaRL5v1g

İnsanın doğasında vardır, rekabeti sever. Mercedes BMW ile, Abba'nın sarışını esmeri ile, Canon Nikon ile, Fenerbahçe de Galatasaray ile her fırsatta karşılaştırılır.

Aynı rekabet şarapta da var. Burgonya şarapları her zaman ezeli rakibi Bordo şarapları ile karşılaştırılır. Hadi biraz da buna bakalım.

"In Burgundy, everything is for drinking and nothing is for sale, whereas in Bordeaux everything is for sale and nothing is for drinking."

Burgonya'da hiç bir şey satılık değildir, herşey içmek içindir. Bordo'da ise her şey satılıktır, içmek için hiç bir şey bulunmaz.

Fransa'nın birbirinin ezeli rakibi iki şarap bölgesi, Bordo ve Burgonya.

Bir çok kişiye dünyanın en iyi şaraplarının bu iki bölgeden geldiğini baştan kabul etmiştir. O yüzden bir sonraki aşamaya, yani bu iki top şaraptan hangisinin daha güzel, hangisinin daha kaliteli olduğunu tartışırlar.

Eğer İngiliz mizahını kaldırabiliyorsanız, bu linkte çok ilginç bir tartışma videosu var: https://youtu.be/7LXPN_HUN6Y Bir bakın derim.

Burgonya, Bordo'ya göre daha eskiye dayanan bir şarap kültürüne sahip. Bilinen kadarıyla Burgonya'da milattan bir kaç yüz yıl öncesinde bile şarap yapılıyormuş, bu da iki bin iki yüz yıldan fazla bir tarih anlamına geliyor. Bordo ise sadece milattan sonraki yüzyılda, o da lokal tüketim için şarap yapmaya başlamış. Bordo’nun Bordo oluşu 13'üncü yüzyılı bulur.

Bordo'da şaraplar şatolarda yapılır. Burgonya'da ise köylerde. Bordo'da şaraplar bir kaç üzümün harmanından yapılır. Burgonya'da ise sadece bir tek üzümden.

Yukarda söylediğimiz gibi Bordo'da şarapların değerlendirmesi şatolara göre, Burgonya'da ise şarap bağlarına göre yapılır.

Bordo şarapları başta Cabernet Sauvignon ve Merlot olmak üzere bir kaç farklı üzümden, Burgonya'da ise sadece bir tür üzümden, Pinot Noir'dan yapılır.

Bordo şarapları daha baharatlı, daha aromatiktir. Burgonya şarapları daha dengeli, daha az baskın, daha kontrollü bir tada sahiptirler.

Bordo şarapları silindirik, Burgonya şarapları ise altları geniş, ağızlarına doğru incelen şişelerde satılır. Bordo şarapları trapezoid bardaklarda, Burgonya şarapları yuvarlak, tepesi kesilmiş küre şeklindeki bardaklarda servis edilir.

Sözün kısası, hangisi daha güzeldir, doğru cevabı olmayan bir sorudur. İki tür şarap da güzeldir. Şarabı içerkenki ruh haliniz nasılsa, ona göre iki türden biri daha fazla haz verecektir. Yukardaki videoda Burgonya kazanıyor ama çok takılmayın.

Her şarap bölgesinde olduğu gibi Burgonya'da da, şarap yapımımdan sonra kalan üzümlerin kullanarak yapıldığı bir tür brandy bulunur. Buradakinin adı Marc de Bourgogne, kısaca Marc. Bir ara çok içerdik bir arkadaşla ama uzunca bir süredir Marc gibi kuvvetli alkollerden haz etmiyorum Herhalde ilerleyen yaştan dolayı insan daha seçici oluyor.

Ben şarabı içerken büyük bir zevk aldığım için içiyorum, içtikten sonra alkolün etkisi için - başka bir deyişle kafayı bulmak için değil. Herkesin zevkine saygı elbette, ancak rakı ya da viskiyi tad alarak içmek bence imkansıza yakın (içtikten sonrası ayrı mesele tabi). Şarap bu bakımdan çok iyi. Alkol seviyesi çok düşük, içimi çok zevkli.

İşte bundandır Marc gibi sert içkileri içip yamulmaktansa, şarap içip tadını almayı tercih ediyorum. Ancak siz sert alkol seviyorsanız, mutlaka Marc'ı deneyin. Seveceksinizdir.

İşte böyle. Bunca şeyi niye yazdın derseniz...

Bu akşamki şarabımız bir Burgonya. İki güzel arkadaşımızın hediyesi.

Her damlasından zevk alarak içeceğim 🍷😍

Akşama görüşürüz.




15 Aralık 2017 Cuma

Chateau Fonréaud


Bu akşamki şarabımız bir Chateau Fonréaud. Bordeaux'nun Médoc bölgesinin Listrac-Médoc tarafından, altı yaşında bir Cru Bourgeois. Listrac-Médoc Aslında Haut-Médoc bölgesinin dangadanak ortasında bir yer, bu sebeple niye ayrı bir isim (ve apelasyon) yapmış Frenkler, ben de anlamadım. Ama bu işleri kurcalamamak lazım. Şarap iyiyse kim takar Listrac-Médoc kaymakamını...

Chateau Fonréaud 1855'de yapılmış 1962 yılında da bu günkü sahipleri şato ve bağları satın almışlar. İnsanlar bu günlerde deli gibi bu şarabı alıyor, çok da memnun görünüyorlar.

Daha fazla bilgi burada: http://www.chateau-fonreaud.com/

Bu gerçekten mükemmel şarapla olmazsa olmaz, aynı mükemmellikte Burgonya ve Normandiyadan gelme Fransız peynirlerimiz var. Yani güzel bir akşamla hafta sonumuza başlayacağız.

Akşam görüşmek üzere 🍷😍❤️

11 Aralık 2017 Pazartesi

Château Tour du Haut-Moulin

Bu akşamki şarabımız sekiz yaşında bir Bordeaux, Haut-Médoc bölgesinden, Cussac Fort Médoc köyünden. Bu köy Bordeaux’nun en seksi şarap bölgelerinden Margaux ve St. Julien’in arasında bir yerde.

Yani tanımı gereği güzel bir şarap.

Bu şarabı zaten daha önce denemiştik, hatta size satın alma öyküsünü bile yazmıştım, hani Cezayirli bir arkadaş, mağazadaki stoklarından vermişti.

Şarabı yapan şatonun ismi Château Tour du Haut-Moulin. 1870 yılından beri şarap yapan bir aile. Al takke, ver külah, 160 yıldır bu işle iştigal ediyorlarmış.

Şarabın kendisi ödüllü, iddalı bir şarap. Zaten Cru Bourgeois kalitesinde. Bakalım, bir sonraki Bordeaux’ya gidişimizde umuyorum.

Aşağıda daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

http://tourduhautmoulin.com/content/8-chateau

Akşam görüşmek üzere 🍷

5 Aralık 2017 Salı

Terre di San Leonardo

Bu akşamki şarabımız İtalya’nın Trentino bölgesinden. Tenuta San Leonardo adlı bir şarap üreticisinden, ismi ise Terre di San Leonardo.

2006 yılından, yani on bir yaşında. Tam çıtır zamanı!

Bu şarabın çok ilginç bir özelliği var arkadaşlar.


Normalde İtalyan şarabı dediğimizde aklımıza ilk Sangiovese, Nebbiolo falan gibi üzümler gelir, ancak bu şarap Cabernet Sauvignon, Merlot gibi üzümlerden yapılma. Kısacası bir Bordeaux harmanı.

İlginizi çekerse buradan biraz daha detay okuyabilirsiniz.

http://www.sanleonardo.it/en/wines-and-spirits/terre-en/

İtalya’dan gelen bir Fransız harmanı şarap nasıl olur derseniz, hemen cevaplayayım, çok güzel olur. Çünkü bu şarabı 2013 yılında, yedi yaşındayken, bir arkadaşın evini taşırken içmiştik. Bu şişe de sağ olsun, aynı arkadaşın hediyesi zaten. Neyse, o zaman çok beğenmiş, bu şişeyi yıllandırmaya karar vermiştim.

Kısmet bu güne imiş.

Şarabımızı demlenmeye bıraktım. İki saat kadar sonra görüşmek üzere.

Geceniz güzel olsun.

27 Kasım 2017 Pazartesi

Man Adası Belgeleri

Olayları doğru yada yanlış şeklinde değil de, insanları bizden ya da onlardan şeklinde değerlendiren ilkel kafa, beni yarım yol Akepeli yaptı zaten. Tam da bunun üstüne sizle canımı fazlasıyla sıkan başka bir konuyu paylaşmak istiyorum ki, bunun sonunda her halde beni Akepe il başkanı adayı falan yapar bu çav bellalar artık 😛

Beynimi acıtan şey bu "Suç değil ama etik olarak yanlış" lafı.

Yani şu meşhur Man adası belgelerinde çuvalladıktan sonra kıçlarını kurtarmak için uydurdukları bahane.

Merak etmeyin, yeni bir Kılıçdaroğlu tartışması açmak istemiyorum. Zaten Cehapeliler bile genel başkanımız sanki bu işin çok fazla arkasında durmadı falan demeye başladı. 

Arkasında durup da ne yapsın, biraz daha dursa arkadan kaçacak içeri zaten.

Neyse...

Derdim bu etik değil bahanesini yiyen zihniyet.

Bir eylem eğer yasalar tarafından suç sayılmışla suçtur. Sayılmamışsa suç değildir.

Yasalar yazılıdır. Herkes okur ve çoğunluk bu yasaların ne anlama geldiği hakkında aynı fikri taşır.

Cehapelilerin yapıp, tanımı gereği her şeyi bilen, kendisine doğru gibi gelen herşeyi tartışmasız doğru sayan sözde aydınların atladığı bu tanım, bir hukuk devletinin altını oymanın en güzel yöntemidir.

Yani bir eylemin doğruluğunu, haklılığını ve geçerliliğini yazılı hukuktan alıp, herkese göre farklı, muğlak ve subjektif bir kritere tabi tutarak değerlendirmek çok tehlikeli bir tercihtir.

Etik demek ahlaki demektir diye başlayalım.

Görüyor musunuz iş nereye gidiyor?

Yasaları bırakıp, bir eylemin yargısını ahlaka bağlarsak, akşam evde bir kadeh rakı içen her çav bella aydını suçlu diye damgalayıp, hapse atabiliriz.

İçki içmek, hem de toplumun çoğunluğu tarafından ahlaksız, ya da etik olmayan bir eylemdir. Karşı cinsle evlenmeden ilişki yaşamak, karma eğitim, camiye gitmemek gibi bir çok eylem toplumun çoğunun etik değerlendirmesini geçemeyebilir.

Bazılarınız bana dönüp bu başka, Man adalarındaki etiklik problemi başka diyecekler. Ben de bunlara hayır aynı şey diyeceğim. Onlar da bana akepeli diyecekler. Ben de onlara s.ktirin gidin diyeceğim. Bunları yazıyorum ki bu aşamaları hızlıca geçip, sadede gelelim.

Eğer bir eylem suç ise bu kanunla tanımlanır. Kanunla tanımlanmamışsa suç değildir. Nokta.

Tavsiyem, sadece kulaklarına doğru gibi geldiği için, düşünmeden (nasıl şaşırdım, bir bilseniz) atlayıp, sonuçlara varanları boşverip, "etiğimizi" koruyarak adil ve uygar bir davranış gösterelim.

Dünyadan bihaber tuhaf bir siyasetçi kürsüye çıkıp zırvaladığı için kıçını kurtaracak diye Pandora'nın kutusunu açıp, temel insani değerlerimizi tartışmaya açmayalım.

Ben söyleyeyim de...

-

Ne biçim bir adammış bu ya? Hala inanmakta güçlük çekiyorum.

Şabalak herif, bir tomar kağıdı sallaya sallaya kendini yırttı. Bunlar vergi cennetlerine para kaçırıyor diye.

Sonradan iş yurt dışından para geliyor, bunlar kara para aklıyorlara döküldü.

Şimdi para iki Türk bankası arasında gidip gelmiş, iş bir sterling'lik şirket nasıl bu kadar para bulmuşa döndü...

Be utanmaz adamlar.

Madem problem bir sterling'lik şirket nasıl bu kadar para bulduydu da....

Ne diye vergi kaçırıyorlar diye kendinizi yırttınız? Ne diye kara para aklıyor diye kendinizi yırttınız?

Hiç mi utanmanız yok?

Hiç mi yüzünüz kızarmadı?

İlkokul çocuğu bile ödevini yapmadığında böyle hıyar duruma düşmez, o bile sizden iyi bahane bulur.

Bütün bu olan bitende, bir emekli öğretmen milyonlarca doları nereden bulur gibi geçerli tek bir soru vardı. Artık sorsanız bile bu saatten sonra ciddiye alan çıkmaz.

Git evine artık, bu iş olmuyor...

-

Uygar insan ilkelidir. Uygar insan kuşkucudur. Uygar insan sorgular. Uygar insan muhakeme yeteneğine sahiptir. Uygar insan tutarlıdır. Uygar insan saygılıdır. Uygar insan çekincesizdir. Uygar insan düşündüğünü söyler.

Yani uygar insan ilkeleri çerçevesindeki herşeyi sorgular, hiçbir şeyi peşinen doğru kabul etmeden muhakeme eder ve muhattabı kim ve ne olursa olsun tutarlı biçimde düşüncesini saygı çerçevesinde korkmadan dile getirir.

Üçüncü sınıf ilkel kabile toplulukları fanatiktir. Her şeyi bildiklerine inanırlar. Araştırmazlar, sorgulamazlar. Bildiklerinin doğru olduklarına emindirler. Tutarlılık gibi bir endişeleri yoktur. Kararlarını önce verip, olan biteni bu kararlara uydurmak için çarpıttıklarından aynı soruya her gün farklı yanıt verirler. İlkeller saygısızdır, cazgırdır. Beğenmedikleri herşeye bağırır, çağırırlar. Laf ebeliği yaparlar, karşısındakileri bastırmaya çalışırlar. İlkeller korkaktırlar. Ortama uyarlar, etrafındakileri memnun edecek şeyleri yapar, söyler, etrafındakilerin hoşuna gitmeyecek şeyleri yapmaz, söylemezler.

Yani ilkel insanın ilkeleri değil inandıkları vardır, etrafındaki hiç bir şeyi sorgulamaz, her şeyi bildiğine inandığım için muhakeme etmez, tutarsız olacağına aldırmadan kendisine yakın insanları her zaman haklı, karşı insanları her zaman haksız kabul eder, eğer korkmuyorsa, ağzına geleni de saygısızca söyler.

Şimdi....

Farz edelim ki Tayyip eline bir tomar kağıt alıp, kürsüden Kemal'in oğluna, dünürüne vergi kaçakçısı anlamına gelebilecek, aslen hiç bir temele kanıta dayanmayan şeyler söylemiş olsun.

Bugün bu para transferleri hukuksuz diyen kaç CHP'li bu olayda gerçekten bir hukuksuzluk olabilir, bugün genel başkanımızın akrabalarına iftira atıldı diyen kaç AKP'li de rakibimin akrabalarını temelsiz biçimde şaibe altında bıraktık derdi?

Dış güçleri, Amarikayı falan suçlamadan bu soruyu bir cevaplayalım önce...

İşte milletimin içler acısı hali. AKP'lisi de, CHP'lisi de aynı, hepsi ilkel, ukala, tutarsız, ilkesiz, korkak, cazgır, ve saire...

-

N'oldu babacım o "önemli" adım? Bekleyecekmiyiz daha? Yeni belgelerini mi kaybettin? Ne söyleyeceğini mi unuttun?

Söyle çocuğum ne oldu sana da yine kafan karıştı?

Swift makbuzlarına damga mı basmamışlar? Yoksa bir buçuk milyonluk tazminat davası mı sarstı seni?

Halbuki sen anlarsın bu işlerden. Koca maliyecisin.

Yine de bir özetleyeyim.

Borç sola, alacak sağa. Debit-Credit yani.

Para gelirse iyi, giderse kötü.

En kötüsü ise gelen pataya gitti demek. Aman dikkat, çuvallama. Yoksa gülerler adama.

Bu dünyanın adaleti yok biliyorsun. Halbuki senin de bol bol söylediğin gibi adalet mülkün temelidir.

Hak hukuk adalet. Borç, alacak, adalet.

Hayat böyle birşey işte.

Şimdi yine ortadan kaybol.

Unutur seni bu çav bella kızanlar. Yediklerinde protein eksikliği var. İki yüz elli milyar doları bırak unutmayı, anlamamışlardı bile.

Bırak biraz, lay low, çıkarma sesini, gelirsin sonra hamurabi ne demiş diye...

Bana yazık, bir ben salak dert ettim bu işi niyeyse.

Senin yerine ben utanıyorum işte.

-

Bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Herkes kendi takdir etsin.

Tezcan televizyona çıktı ve...

"Ooooo! Biz bu paralar gitti zannediyorduk, daha da ilginci meğer gelmiş!"

...gibisinden bir şey söyledi. Çok geveledi ama benim anladığım, para gitmemiş, gelmiş. Çünkü sonrasında bu satılan şirketin mali değeri gerçekten bu muydu falan diyor. Bir de paranın gelmesi daha da ciddi bir şaibeymiş tonunu kullanıyor.

Malumu bir daha yazayım da vicdanım rahat etsin. Hatta Kemal abi gibi numaralandırayım.

Biiiiir:

Siz değil miydiniz vergi vermemek için bunlar para kaçırıyor diye ortalığı ayağa kaldıran? Adamlar para getirince bu sefer para getirmek mi kötü oldu?

İkiiiii:

Siz elinizdeki dekontlara bakıp, para gelmiş mi, gitmiş mi anlayamayacak kadar bu işi bilmiyorsanız, genel başkanınız niye bunları sallayarak kürsüden cengaverlik yaptı? 

Bu adam hanı maliyeciydi? 

Hani anlardı bu işlerden? 

Hatta hani garanti olsun diye araştırma yapması için partilileri göndermişti? 

Bir para gelmiş mi, gitmiş mi anlayamamış mı bu bu maliye dehaları? 

Mazallah iktidar olsalar, ihracat yaptıklarında para geldiğinde ödeme yaptık mı zannedecekler?

Bunlara tavsiyem, bundan sonra milyonların önüne çıkıp bağırıp çağırmadan "belgelerini" bir banka memuruna gösterip, sorsunlar, para gitti mi, geldi mi diye...

Tezcan bir de para bir gitmiş, bir gelmiş diyor. Ne demek istediğini valla anlamadım, herhalde her swift işleminde bulunan muhabir bankaya paranın giriş ve çıkışını kastediyor. Eğer buysa, çok daha vahim. Bunlar hiç bir şeyden anlamıyor, hiç bir şeyi araştırmamış demek. Kemal efendi kağıtlara sazanlayıp, fırlamış kürsüye.

Ondan sonra da bütün konuşmayı Tayyip'in o evraklar sahte lafına bağlayıp, kıçlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

Ben Tayyip'in yerinde olsam, siz para çıkmış, işte belgeleri dediniz, para çıkmadığını bildiğim için bu evraklar sahtedir diye düşündüm derim.

Geçenlerde okumuştum, bütün kalbimle destekliyorum.

AKP'den kurtulmak için, önce CHP'yi kurtarmak gerek.

Çav bella arkadaşlar...

-

Şimdi okudum, Kemocum cliffhanger atmış.

Atacakları son bir adım daha varmış, ama söyleyemezmiş.

Şimdi nasıl merak ettim, uyku, muyku uyuyamam artık.

Akepe su faturasını gecikmeli mi yatırmıştır, memur maaş katsayısı binde dört yerine binde üç yetmiş beş mi artırılmıştır bilinmez. Ama tilki kadar kurnaz Kemal abimden korkulur. Bulmuş, çıkartmıştır bu hayati problemi mutlaka.

İster misiniz dilini çıkarsın akepelilere...

Yapar mı yapar.

Korkulur ondan...

-

Arkadaşlar, çok kastınız bu Sarraf işini. Herkes pür dikkat izliyor, sonunda Akepe'nin bir darbe alacağını falan düşünüyor...

Boş verin, bırakın bence.

Bunlara oy veren yüzde ellinin yüzde doksanı ne olduğunu bile bilmiyor. Mahkemeden çıkacak sonuca göre oy tercihini değiştirmesi falan zaten söz konusu değil. O tapeleri hatırlayın, ayakkabı kutularını falan. Orada olan bitenler, ekonomi bakanının Sarraf’dan rüşvet aldığı yönündeki iddialardan kat be kat ciddiydi, hiçbir şey olmadı, şimdi mi olacak?

Ha ne olacak derseniz, dananın kuyruğu dışarda kopacak. Uzun zamandır yazıyorum, Türkiyeye ambargolar, yaptırımlar gelecek. Ekonomi batacak, taş devrine döneceğiz. Ama bu her halukarda olacak zaten, Sarrafa falan gerek yok, olsa olsa başlatıcı ya da hızlandırıcı bir etkisi olabilir.

Bunları da hüloooğğğların zaten anlama şansı yok. Ama bizde eşek şansı vardır, belki birşeyler olur, bir Atatürk daha çıkar falan da yırtarız.

Batana yada yırtana kadar zaten yapacağımız bir şey yok.

O yüzden stresi bırakalım.

Oturup izleyelim...

Bakın Kemal efendi bizi eğlendiriyor işte. Oturun dinleyin çav bella sosyaldemokratları. Şifreli falan da değil, bedava izlemesi...

-

Sarhoş bir senaristin yazdığı bir senaryo gibi bu CHP'nin belgeleri.

Olayın doğasına aykırı olan bitenler.

Bir taraf diğerini suçlamak için belgelerim var diyor, suçlanan n'olur belgeleri göster diyor, suçlayan da hayır, göstermeyeceğim diyor.

Suçlayanın tarafı da, "Haklı tabi.", "İşte böyle göstermezler belgeleri!", "Biraz daha yalvarın, gösterelim" falan diyor.

Yanlış iş yapmışım Türkiyeyi terketmekle.

Milyoner olurmuşum valla.

Bu zeka küplerini işlettiği lokantaya git, yemek ye sonra yemeğin parasını iste. Ev kirala, ev sahibi sana kira ödesin. Araba al, her ay taksitlerini topla!

Batı bundan kıskanıyor bizi işte...

-

"Bir sterlinglik şirkete vergi ödememek için milyonlarca dolar kaçırdılar" 'dan,

"Suç yok ama siyasi açıdan etik değil" 'e geldik.

Hala viyaklıyorsunuz. Hiç mi yüzünüz kızarmadı?

-

CHP suç var demedik diyor! Ayıp lan!

Vergi kaçırıyor diyen kimdi be?

-

Hah şöyle. Tosun nasıl hizaya geldi.

Öncelikle bir strelinglik şirket lafı kalkmış ortadan.

İkincisi para göndermek suçtur, vergi kaçırmaktır demiyor artık.

Ne diyor?

Bu para ticari bir faliyet sonucunda gönderilmemişse suçtur.

Güzel, hizaya daha bir geldi. Peki kanıtın var mı tosun?

Yine kendisinden dinleyelim.

Vergi uzmanları, denetçiler bu konuyu masaya yatırmalı, araştırmalı.

Aferin çocuğum.

Şimdi bir daha özetleyelim.

Bir sterlinglik limited kurmada problem var mıymış? Hayır.

Dışarı para göndermek suç muymuş? Hayır.

Bir strlinglik firmaya milyon dolar göndermek vergi kaçırmak mıymış? Hayır.

Neymiş problemimiz tosun?

Bu para transferleri legal midir, araştırmak lazımmış.

Bu söylediğin zaten her para transferi için yapılması gerekli bir şey değil mi be?

Bu kopardığın kıyametin manası neydi öyleyse?

-

Vergi 101:

Vergiden kaçmak ile vergi kaçırmak iki farklı konudur.

Vergi kaçırmak bir suçtur. Kişinin ödemesi gerekli vergiyi ödememek için sahtekarlık yapması şeklinde basitçe tanımlanabilir.

Vergiden kaçmak, yani ingilizcesiyle tax avoidence ise tamamen kanunidir. Ödemeniz gerekli vergiyi düşürmek için kanun çerçevesinde istediğinizi yapabilirsiniz.

Bir örnek.

Bir araba alırken satan adama yirmi bin lira verir, alım satım vergisini, kadeveyi, artık her ne ise, az ödemek için belgeleri on bin lira üzerinden düzenlersiniz.

Bu suçtur, sahtekarlıktır.

İkinci örneğimizde yine bir araba alalım, ama taşıt vergisini az ödemek için yüksek hacimli bir motor yerine düşük hacimli bir motor seçmiş olalım.

Bu vergiden kaçmaktır, ama suç mudur, siz söyleyin.

Değildir. Tamamen kanunidir, legaldir.

Kimse size "Eyyy vatan haini, niye vergi kaçırmak için düşük silindirli araba aldın?" diyemez. "S.ktir lan..." dersiniz.

Ama kabile kafası almıyor işte. Hala "Niye Man adalarında şirket kurdun? Niye vergi kaçırdın?" diyor.

Yabancı ülkede az vergi ödemek için şirket kurmak bir suç değildir.

Ülke yöneticilerinin akrabalarının, çocuklarının da para kazanması suç sayılmaz, yeterki kanun içinde hareket etsinler.

Kabile kafası diyorum da, aslında "kafa" lafın gelişi.

Anlamıyor.

Yandaş kafasıyla olayda bir sahtekarlık olduğunu "hissediyor" ya, bu demektir ki bir sahtekarlık vardır. Ulu zeus yanılmış olamaz. O her şeyi bilir...

"Vatan hani! Bir sterling'e şirket kurmuş! Vergi kaçırıyor! Çav bella!"

Kuzu bu akşam, benim öğlen yazdığımı teyit etti.

Mahkemeye verecekler bu finans dehalarını!

Ve başka gelişmeler, anlaşmalar olmazsa canlarını alacaklar. Milyonlarca lira tazminat ödeyecekler.

Tekrar ediyorum, bütün bu olan bitende bir şaibe, bir kanunsuzluk olabilir.

Ama konuşulanların hiçbirinde bir kanunsuzluk görünmüyor.

İzlemeye devam....

-

Allah bu herşeyi bilen soytarıları davul etsin, bana Tayyip'i savunduruyorlar...

Bir sterlinglik şirkete milyonlarca dolar gelmişmiş.

Gelir babacım.

Özellikle limited şirketler çok düşük sermayelerle kurulabilir. Her neresi ise Man Adalarında demek limit bir sterlingmiş..

Bu tamamen kanuni. Her zaman da yapılan bir uygulama.

Milyarlık büyük şirketler bile oyuncak sermayeyle limited şirket kurarlar.

Bir şirketin ticari işlemlerinin hacmi sermayesi ile ilgili değildir (Bankalar, sigortacılar gibi bir kaç iş alanı istisna, zaten bunlar limited şirket de olamaz çoğu ülkede, neyse ticaret hukuku ile başınızı şişirmeyeyim).

Bir sterlinglik şirkete milyonlarca dolar ödemişler! Evraka diye Arşimetlik yapmayın. Sazan statüsüne düşersiniz. Tamamen kanuni, hiç bir marazı yok.

Dünyanın hiçbir yerinde para kazanmak, başka ülkelerde yatırım yapmak da suç değil. Adamın akrabaları itibarımıza saldırı var diye dava açsa yeri.

Arşimet'liği, bu paraların kanuni yoldan kazanılmadığını, bu transferlerin kanuni yollardan yapılmadığını ispatlayabilirsen, o zaman yapacaksın. Öyle banko dekontu sallamakla olmaz.

Akepe bu belgelere sahte diyor. Eğer bunlar cidden sahteyse, canınızı alırlar tazminat davalarıyla ey aslan sosyaldemokratlar.

Benden söylemesi...

-

Bana Tayyip'in yurt dışındaki banka hesabını göster hacı, bırak amcasını, dünürünü.

Adam sana dedi ki, yurt dışında bir kuruş param yok, ispatla istifa edeyim. Sen de ispatlayacağım dedin, oğlu, dünürü, eniştesi diyorsun.

Bilal'in bırak yurt dışını, yurt içinde milyonlarca doları var zaten. Paranın nereden geldiği ile ilgili problemin varsa, de ki senin oğlunun açıklayamadığı serveti var. Ya da senin oğlun yurt dışına para göndermiş.

Yurt dışına para göndermek de suç değil. Herkes yurt dışına para gönderiyor.

Eğer bu paranın gayrı kanuni bir yere, ya da gayri kanuni bir şekilde transfer edildiğini idda ediyorsan, suç duyrusunda bulun amca, enişte, dünür için.

İşin aslı, vergi cennetinde de şirket açmalı suç değil.

Bu yazıyı okuyanlar, eğer cebinizde iki milyon olsaydı, o parayla verginin yüzde otuz olduğu bir ülkede mi, yüzde beş olduğu bir ülkede mi açardınız şirketinizi. Ama konumuz bu değil.

Tekrar özetleyelim.

Sen ne dedin?

"Yurt dışında paran var."

Adam ne dedi?

"Yurt dışında param yok. İspatla, istifa edeyim."

Sen ne dedin?

"Ama senin amcan, dünürün, oğlun..."

Bırak bu işleri babacım.

Hani bir laf vardır ya, halamın bilmemnesi olsaydı eniştem olurdu diye...

Tayyip'e gıcıklar diye şakşakçıların sana "Aferin Kemal, nasıl geçirdi, şırrrak diye tokat gibi patlatdı" falan diyecekler ama, işin gerçeği, boş konuşuyorsun be yavrum.

Ama dinliyorlar seni ya... Problem orada işte.

Hadi yavrum, görüşürüz bir sonraki zırvanda.

Unutmadan... Adaletsiz ülke susuz havuza benzer.

Size de çav bella sevgili her şeyi bilen aydınlar 👋👋 Ben, aklı olan hiçbir siyasetçinin kendi adına başka bir ülkede banka hesabı açıp, parasını bu hesaba aktaracağını düşünmüyorum.

Sizce Tayyip, eline pasaportunu alıp UBS Zürih şubesine gitti ve "Bana bir hesap açın" mı dedi?

Sonra da parasını bu hesaba havale edip, hesap cüzdanını Sümeyye yerine yanlışlıkla Kemal'e mi faksladı da bizimki yarın bize belge gösterecekmiş...

Londra'da üç sermayedara ödediğimiz iki yüz elli milyar doları açığa çıkardıktan sonra, bir de Tayyibin bu banka hesabını kıvırırsa Kemal kesin hükümeti düşürür valla!

Haydi Gandi Kemal! Adalet mülkün temelidir!

Beynim acıyor bu zırvaları duyunca arkadaşlar. Ama artık Kemal'e de kızamıyorum.

Taraftarının çoğu zeka abidesi, köküne kadar yiyiyor bunları. O sallamasın da ne yapsın...

En son Gürsel de topa girip, yarın mutlaka Kılıçdaroğlunu izleyin demiş. Boynumuz kıldan ince, izleyeceğiz artık. Kemalin Nobel ödülünü de arada verir bakarsınız 😛

Yalnız nolur belge diye kendileri kadar zeki bir gazetenin haberini veya köşe yazısını ya da Bilal'in İstanbul Cenevre uçak biletini göstermesinler.
İnanın ruh sağlığım müsait değil 🙏

Heyecanla bekliyoruz. İyi geceler ve Çav Bella, sevgili aydınlar.

-





25 Kasım 2017 Cumartesi

Dur bi sakin ol Özgürcüm

"Allah kahretsin! Fena sıçtık bu sefer!"

"Dur bi sakin ol Özgürcüm. N'oldu ki?"

"Bizimki çıktı, bunlar yurt dışına para kaçırıyorlar dedi, meğer dışarıya para çıkmamış, sonra yurt dışından para geliyor, bunlar kara para aklıyor dedi, yurt dışımdan da para gelmemiş..."

"Eeeee?"

"Şimdi de bir sterling sermayesi olan şirket nasıl bu kadar para çeviriyor diye bağırıyor. Şirketin sermayesiyle çevirdiği paranın alakası olmadığı bir anlaşılırsa!..."

"Dur hele biraz. Gel bir soluklan. Sen çok heyecan yaptın. Gürsel, bir çay söyle Özgür'e"

"Sağol abi, ben biraz sakinledim ama hala boka batmış durumdayız!"

"Yok be Özgürcüm. Türkiyede hangi politikacı zırvaladı diye boka batmış ki biz batalım?"

"Nasıl yani?"

"Çok basit, bizimki ne söylerse söylesin, bizim seçmen yine bize, onların seçmeni de yine onlara oy verecek."

"Ama abi çok ciddi sıçtık bu sefer, adam bize milyonluk tazminat davası açtı."

"Olmaz bir şey. Adam bizimkinden iyisini mi bulacak? Hallolur bu tazminat falan. Sen şimdi Bülent'e söyle, çıksın yeni bomba geliyor, zaten dökümanlar da sahte değildi, bir sterling, tabela şirketi, kara para falan bir şeyler söylesin. Seçmenlere de çok takılma. Zaten çoğu ne olduğunu anlamadı bile, sabah ters tarafından kalkan bir ikisi de sakinleşir bunları duyunca."

"Sağol be abi. Her derde devasın valla..."

"Günaydın arkadaşlar. Adalet mülkün temelidir."

“Oo günaydın sayın genel başkan. Yüzünüz gülüyor bu sabah!”

"Gülmez mi? Çok fena geçirdik bunlara dün. Salı günü de Rıza bombasını patlatırsak ülkeden kaçarlar her halde."

"Sayın genel başkan, dün söylediklerinizle ilgili birkaç sorun...."

"Siz Özgür'e bakmayın sayın genel başkan, sorun falan yok! Size verdiğim metni çalıştınız mı Salı günü için?"

"Çalışmaz mıyım? Biraz da geliştirdim. Rıza devlet sırlarını çalmak için bir orkestra kurup, müzisyen kimliğine büründü, faaliyetlerine bu kisve altında..."

"O Rıza Silahlıpoda sayın genel başkan, bizim Rıza değil."

"Yapma ya? Benim aklımda hep o diye kalmış. Hangi Rıza bizimki?"

"Rıza Sarraf, hani şu altın işleriyle adı gündeme gelen..."

"Hadi canım? İlk defa senden duyuyorum. Neyse çıkartalım bakalım. Nereye yazmıştım?... Gelir vergisi oranları.... Gider makbuzlarındaki eksik tarihler.... Şero'nun kumu... Hah burada! Orksetra kurup, mizisyen kisvesi altında... Sildim!"

"Sayın genel başkan, vergi oranları ve makbuzlardaki şekil şartları ile komuyu dağıtmasak? Bir de Şero'nun kumu sanki biraz havada kaldı."

"Kumu unutmayayım diye not almıştım. Buraya mı yazmışım? İyi ki söyledin, dalar da okurdum vallahi!"

"Elinize sağlık sayın genel başkan. Şimdi bir daha prova edelim konuşmanızı, ama n'olur emprovize yapmayın bu kez."

"Yok, yok, yapmam, sadece Rıza rüşvet verip devletin gizli sırlarını aldı diyeceğim."

"Abi bu devletin gizli sırları nedir? Biri sorarsa diyorum. Silahlı kuvvetlerin savunma planları mı? Devlet arşivinin gizli dökümanları mı?"

"Özgürcüm az önce anlattım daha. Boşver, girme o detaylara. Bizim seçmen soru sormaz, onların seçmen de zaten anlamaz. Devlet sırrı dediysek devlet sırrıdır işte. Kurcalama. Bizim taban bilmese de bilmiyorum, anlamasa da anlamıyorum demez. Hayal gücü kuvvetlidir, bulur birşeyler kafasında, koyar yerine."

"Gürselcim, sen de bizim gazetecileri ara, Kılıçdaroğlu'dan tokat gibi açıklama, Kılıçdaroğlu çok sert konuştu falan diye başlıklarını hazırlasınlar. Ha bir de yandaş medya falan diye onların gazetelerine bok atmayı unutmasınlar."

"Hadi arkadaşlar, allah boş duranı sevmezmiş. Koyulalım yola..."

Kuala Lumpur: Maymunlar, Mağaralar ve 007

Ertesi günün kahramanı maymunlar olacaktı. Başımıza gelecekleri henüz bilmiyorduk ama Batu Caves’e gitmeden önce konuştuğumuz herkes bizi uy...