Başımıza gelecekleri henüz bilmiyorduk ama Batu Caves’e gitmeden önce konuştuğumuz herkes bizi uyarmıştı. İzlediğim YouTube videolarının neredeyse tamamı da aynı şeyleri söylüyordu:
Maymunlarla göz teması kurmayın.
Yiyeceklerinizi ortada taşımayın.
Telefonunuza, gözlüğünüze, kolyenize ve çantanıza dikkat edin.
Değerli eşyalarınızı sıkı tutun.
Ben bu uyarıları biraz abartılı bulmuştum. Sonuçta karşımızdaki hayvan yüz kiloluk bir goril değildi. Elimdeki telefonu sağlam tutarsam hiçbir maymunun onu benden alamayacağını düşünüyordum.
![]() |
| Batu caves |
Batu Caves’e giderken tapınaklardan çok maymunları konuşuyorduk.
İnsanların hayvanlara atfettiği geleneksel karakterler vardır. Mesela tilki kurnaz, sırtlan fırsatçı, saksağan hırsızdır. Köpek sadık, kedi nankör, katır inatçıdır.
Bunların çoğu hayvanlara atılmış iftiralardır.
Fakat konu maymunlara gelince onlar hakkında söylenen her şey tamamen gerçektir.
![]() |
| Murugan’ın heykeli |
İnsana en çok benzeyen tarafları görünüşlerinden ziyade ahlak anlayışlarıdır.
Jelena bütün uyarılara rağmen maymunları görmek için heyecanlanıyordu.
Sevgili karım hayvanlarla iletişim kurmayı çok sever ama bütün içten duygularına rağmen bu konuda şimdiye kadar pek şanslı olduğu söylenemez.
Mikonos’un ünlü pelikanı Petros ona tıslamış ve saldırmaya çalışmıştı. Pekin Hayvanat Bahçesindeki bir panda onu görünce hırlamıştı. Rio’da karıncayiyene benzeyen, Türkçede koati ya da burun ayısı denilen hayvanlardan biri taşıdığı plastik torbaya saldırmıştı. Rovaniemi’deki Noel Baba Köyü’nde karşılaştığı bir ren geyiği ise onu alenen boynuzlamıştı.
Üç kıtada birbirinden farklı dört hayvan Jelena’yı kendilerine düşman bellemişti.
Jelena yine de hayvanlara olan güvenini kaybetmemişti.
Batu Caves’in maymunlarının farklı olacağına inanıyordu.
Murugan heykeli aşağıdan bakıldığında insanı eziyordu. Heykelin arkasında yükselen rengarenk merdivenler mağaranın ağzına kadar uzanıyordu. Fotoğraflarda eğlenceli görünen 272 basamak, Kuala Lumpur’un sıcağı ve nemi içinde farklı bir anlam kazanıyordu.
Batu Caves’in araç indirme alanından merdivenlere doğru yürürken ilk maymunları gördük. Bunlar uzun kuyruklu makaklardı. Bölgede çok sayıda yaşıyor, insanların çevrelerinde dolaşmasına pek aldırmıyorlardı.
İlk başta yalnızca birkaç tanesi ortalıkta dolaşıyordu.
Jelena ilk maymunu görünce “Aaa, maymune!” dedi. Maymun kelimesi Sırpçada da hemen hemen aynı.
Ardından da ona “bıcı bıcı” yaptı.
Maymun başını kayıtsızca başka tarafa çevirdi ve işine baktı.
Bu karşılaşma biraz cesaretimizi artırmıştı. Hayvan öyle rezillik çıkaracak gibi durmuyordu. Ne saldırmış ne de bir şeyler çalmaya çalışmıştı. Belki de internetteki uyarılar gerçekten abartılıydı.
Merdivenlere yaklaştıkça maymunların sayısı arttı.
Tırmanmaya başladık.
Birkaç basamak sonra aşağıdan aldığım su şişesini çıkardım. Suyu yalnızca içmiyor, serinlemek için kafamdan aşağı da döküyordum.
Maymunlar merdivenlerin kenarlarında ve korkulukların üzerinde oturuyor, yukarı çıkan insanları izliyordu. Aslında manzaraya bakmıyor, envanter kontrolü yapıyorlardı.
İlk gazimiz 🐝Mezzy🐝 oldu.
Elinde plastik bir meyve suyu bardağı vardı. İçeceğin büyük bölümünü bitirmişti ama bardağın dibinde birkaç damla kalmıştı. Bir maymun aniden uzandı ve bardağı elinden çekip aldı. Olay o kadar hızlı gerçekleşti ki hiçbirimiz müdahale edemedik. Maymun birkaç metre öteye gidip bardağı iki eliyle tuttu ve içindeki son damlaları içmeye başladı. Sonra bardağı yere attı.
Sıra bendeydi.
Elimdeki su şişesini gören bir maymun üzerime atıldı ve şişeyi yakaladı. Ben de refleksle bırakmadım. Birkaç saniye boyunca merdivenlerin ortasında maymunla karşılıklı su şişesini çekiştirdik.
Baktım şişeyi bırakmıyor, avucumun içinde kalan suyla maymunu ıslattım. Maymun sinirlendi ve bana tısladı ama şişeyi de bıraktı. Sonunda da vazgeçip uzaklaştı.
İkinci çatışmayı insanlık kazanmıştı.
Fakat günün asıl savaşı Jelena ile maymunlar arasında yaşanacaktı.
Jelena’nın elinde küçük Malezya çikolatalarının bulunduğu bir kutu vardı. Merdivenleri çıkarken kutudan birer ikişer çikolata alıp ağzına atıyordu. Bu, maymunların gözü önünde yapılabilecek en yanlış hareketlerden biriydi.
Bir maymun kutuya saldırdı.
![]() |
| Kırmızı çizgi |
Bu taktik bir süre işe yaradı.
Fakat içlerinden biri çikolatayla yetinmedi.
Kuyruğunu korkuluğa sardı, vücudunu uzattı ve Jelena’nın Versace şapkasını çalmaya çalıştı. Zavallı hayvan kırmızı çizgiyi geçtiğinin farkında değildi.
Çikolata alınabilirdi, meyve suyu bardağı alınabilirdi, telefon, gözlük, hatta gerekirse ben bile maymunlara bırakılabilirdim.
Ama iş Versace şapkaya geldiğinde olay başka bir boyuta taşındı.
Jelena maymuna öyle bir bağırdı ki hayvan neye uğradığını şaşırdı. Şapkayı bırakıp korkuluğun öbür tarafına kaçtı.
Mikonos’un pelikanı, Pekin’in pandası, Rio’nun koatisi ve Rovaniemi’nin ren geyiğinden sonra hayvanlar dünyası ilk kez geri adım atmıştı.
Zafer Jelena’nındı.
Merdivenlerin geri kalanında birkaç yankesicilik girişimi daha yaşadık. Fakat artık hayatın gerçeklerini öğrenmiştik. Telefonlarımızı, gözlüklerimizi ve şapkalarımızı daha sıkı tutuyor, maymunların hareketlerini dikkatle izliyorduk.
Ellerine yalnızca Jelena’nın gönüllü olarak verdiği birkaç çikolata daha geçti.
Sonunda 272 basamağı tamamlayıp ana mağaraya ulaştık.
Dışarıdaki sıcak ve gürültü bir anda geride kaldı. Mağaranın tavanı bir katedral kadar yüksekti. Yukarıdaki doğal açıklıklardan içeri giren ışık, kayaların ve tapınakların üzerine düşüyordu. İçeride Hindu tanrılarına adanmış küçük mabetler, sunaklar ve heykeller vardı. Tütsü kokusu mağaranın nemli havasına karışıyordu.
Yukarımızda yarasalar uçuyordu.
Garip bir biçimde içeride hiç maymun yoktu. Belki de kutsal alana saygı gösteriyorlardı. Belki de içeride çalacak bir şey bulamamışlardı.
![]() |
| Batu Caves'in içinde |
Bir süre mağarayı ve tapınakları gezdikten sonra aynı 272 basamağı bu kez aşağı indik. Maymunların arasından kayıp vermeden geçtik. Aslında tam olarak kayıpsız sayılmazdık.
Bir meyve suyu bardağı ve birkaç çikolata gitmişti. Fakat telefonlarımız, gözlüklerimiz ve en önemlisi Versace şapkamız bizimleydi. Bu şartlarda başarılı sayılırdık.
Batu Caves’den sonra günün havası tamamen değişti.
Dünyanın en yüksek binası Dubai’de 🐝Mezzy🐝 ile çıktığımız Burj Khalifa. Dünyanın ikinci en yüksek binası ise Kuala Lumpur’daki Merdeka 118. Bina 678,9 metre yüksekliğinde ve adından da anlaşılacağı üzere 118 katlı. Çok yüzlü cam cephesi ve uzun sivri ucuyla Kuala Lumpur’un neredeyse her tarafından görülebiliyor. Yapının mühendislik şirketi Arup da Merdeka 118’i dünyanın ikinci en yüksek gökdeleni olarak tanımlıyor.
![]() |
| Shaken, not stirred... |
Biz Park Hyatt’ın lobi barına çıktık.
Batu Caves’de maymunlarla su şişesi ve çikolata için mücadele ettikten birkaç saat sonra kendimizi bir James Bond filminde bulmuştuk. Ortamda tam anlamıyla “Shaken, not stirred” havası vardı.
Bar son derece şık döşenmişti. Loş ışıklar, zarif mobilyalar, yumuşak müzik ve tavandan tabana uzanan pencereler vardı. Garsonlar neredeyse koreografisi önceden hazırlanmış bir gösterinin oyuncuları gibi salonun içinde sessizce dolaşıyordu.
Adınızı bir kez soruyorlardı.
O andan sonra herkes size adınızla hitap ediyordu.
“Mr. Bülent, şarabınız nasıl?”
“Mr. Bülent, başka bir şey ister misiniz?”
İnsanın bu kadar yüksekte kendisini önemli hissetmesi kolaydı.
![]() |
| Sislerin içinde Kuala Lumpur |
Sabah maymunlar çikolatamızı çalmaya çalışmıştı.
Akşam garsonlar adımızla hitap ediyordu.
Kuala Lumpur sosyal sınıflar arasında asansörle ulaşılabilen bir geçiş sunuyordu.
Şarabımızı bitirdikten sonra Bolt çağırıp otelimizin bulunduğu bölgeye döndük. KL Tower’ın yakınında bir Hint restoranı bulduk. Açık havadaki masalardan birine oturduk. Karşımızda Bukit Nanas tepesinin üzerinde yükselen, 421 metrelik Kuala Lumpur Kulesi vardı. Şehrin en tanınmış yapılarından biri olan bu telekomünikasyon kulesi, tepenin üzerinde bulunduğu için bazı açılardan Petronas Kuleleri’nden bile daha yüksekmiş gibi görünüyor. Tourism Malaysia’nın şehir rehberi KL Tower’ın yüksekliğini 421 metre olarak veriyor.
![]() |
| Şehrin en yüksek barında |
Kulenin ışıklarını seyrederek Hint yemeklerimizi yedik. Kuala Lumpur’daki günümüz mağaranın içinde yarasalarla, merdivenlerde maymunlarla, gökyüzünde şarapla ve bir kulenin altında akşam yemeğiyle tamamlanmıştı.
Otele döndüğümüzde yorgunduk ama mutluyduk.
Maymunlar bizi soyamamıştı.
Ertesi gün bunu deneyen başkaları olacaktı…






























