Ancak Dubrovnik seyahatimiz öyle olmadı.
İşin aslı Temmuz ayı için plan çok farklıydı. Jelena, 🐝Mezzy🐝 ile birlikte Sırbistan'a gidecekti. Ancak işlerimizde beklenmedik bir gelişme yaşandı ve Jelena'nın benle birlikte İsviçre'de kalması gerekti. İnsanın kendi işini yapmasının güzel tarafları olduğu kadar böyle sürprizleri de oluyor. Bazen bütün planları tek bir yoğun hafta sonu değiştirebiliyor.
![]() |
| 🐝Mezzy🐝 Niş'te |
Hesabı açtırırken içim bir tuhaf oldu. Daha dün bisikletine düşmeden binmeye çalışıyordu, şimdi benle, "Kartın günlük limiti ne olsun?" diye pazarlık ediyor. Aslında, kart benim değil, doğrudan kızımın. Üzerinde de kocaman "Melissa Nezahat Nalci" yazıyor. Evet, günlük limiti sadece yirmi Frank. Atla deve değil tabii ama mesele limit değil. O kart artık onun. Bir babayı duygulandıran anlar hep böyle beklenmedik yerlerden geliyor.
Swiss'in refakatsiz çocuk prosedürü gerçekten çok pratik. Her şeyi telefonda hallettik. Görevli son derece profesyoneldi ama belli ki her ihtimali tek tek değerlendiriyordu.
"Daha önce hiç uçağa bindi mi?"
"Birkaç kez."
"Birkaç derken?"
“Üç kıta. Avrupa, Amerika ve Asya."
Adam kısa bir durakladı.
"Peki tek başına hiç seyahat etti mi?"
"Hayır."
"Korkar mı?"
🐝Mezzy🐝’ye bir kez daha sorduk.
"Niye korkayım?”
Görevli başka bir seçenek olduğunu söyledi.
"Yanına bir görevli otursun mu? Yol boyunca onla ilgilensin."
Mezzy'nin cevabı hiç düşünmeden geldi.
“Yok."
“Neden?"
"Rahat rahat iPad izlemek istiyorum.”
O anda anladım ki bizim endişelendiğimiz şeylerle çocukların endişelendiği şeyler bambaşka. Benim aklım yolculuğun tamamındaydı. 🐝Mezzy🐝’nin derdi ise uçakta rahat rahat iPad’ini izlemekti.
Konu orada kapandı.
Sonra hangi dilleri konuştuğunu sordular. "İngilizce ve Fransızca ana dili gibi." dedik. Bunu söylerken ister istemez gururlandım. Çünkü gerçekten öyle.
🐝Mezzy🐝’ye sorarsanız Almanca, Türkçe, Sırpça ve Latince de konuşuyor. Aslında çok da haksız sayılmaz. Almancası düşündüğümden çok daha iyi. Hatta okul notlarına bakılırsa matematikten sonra en başarılı dersi sayılır. Türkçede uzmanlık alanı hala "Baba". Sırpçada en sevdiği kelime “keks”, yani pasta. Latincede ise bütün kariyeri şimdilik "Ave" ile sınırlı. Ama teknik olarak bakarsanız... konuşuyor mu? Konuşuyor.
Beraber Zürih havaalanına ulaştık. Swiss, 🐝Mezzy🐝’nin boynuna kağıttan bir kese astı, içine de pasaportunu, boarding card’ını ve yalnız seyahat belgesini koydu.
![]() |
| 🐝Mezzy🐝'nin boynuna bir kese astılar |
Ben ise özellikle hiçbir şeye karışmadım. Bakalım benden yardım istemeden nereye kadar gidecek diye merak ediyordum. Canım kızım, beni bir kez bile mahcup etmedi.
Uçuşa vaktimiz vardı. Kapıdaki bara oturduk, sevgili kızımla bir şeyler yedik ve içtik, bu arada Niş’e indiğinde eğer tek başına pasaport kontrolünden geçmesi gerekirse, nereye gideceğini, hangi pasaportunu göstereceğini ve polisin sorularını nasıl yanıtlayacağını prova ettik.
Boarding başladığında sıraya girdik. Daha beş dakika geçmeden Melissa Nezahat Nalcı’nın kapıda görevlilerle temasa geçmesini isteyen bir anons duyduk. Sıradan çıkıp, görevlilere yaklaştığımızda orta yaşlı bir görevli kendini tanıtıp, 🐝Mezzy🐝’ye “Ben özel şoförünüzüm, sizi uçağa götüreceğim” dedi. Ben olsaydım... Yarım saat sırada bekle, valizini sürükleye sürükleye uçağa kadar yürü, sonra merdivenleri nefes nefese çık. Bu küçük maymun ise uçağa özel limuziniyle gidiyordu.
Görevli boarding card'ını okuttuktan sonra, dışarda bekleyen bir araca bindiler.
Doğru dürüst bir sarılıp, öpüp, iyi yolculuklar bile diyememiştim. Uzaktan “Seni çok seviyorum canım kızım” diye bağırdım. Gözümde bir-iki damla yaşla geri, check-in bölgesine döndüm. Her ihtimale karşı, uçak kalkana kadar havaalanında bekleyecektim.
![]() |
| İyi yolculuklar bile diyememiştim |
Geri dönüş yolundayken telefon çaldı.
“İndim."
Hepsi bu.
Sanki mahallede arkadaşına gitmiş gibi.
O an fark ettim ki bütün stresi ben yapmıştım. 🐝Mezzy🐝'nin umurunda bile değildi.
Mezzy güvenli bir şekilde Niş'e ulaştıktan sonra biz de kalan işlerimizi toparladık. 🐝Mezzy🐝’nin dönmesine daha birkaç gün vardı. Son aylar hem Jelena, hem de benim için oldukça yorucu geçmişti. Restoran, yeni projeler, günlük koşturmaca, biraz da özel hayatın karmaşası derken farkında olmadan epey yıpranmıştık. Bir akşam birbirimize baktık.
"Hazır Mezzy yokken iki günlüğüne bir yerlere kaçalım mı?"
Mardin uzun zamandır aklımdaydı. Jelena'nın da Süryani kiliselerini görmesini hep istemiştim. Hz. İsa’nın konuştuğu dil olan Aramiceyi kitaplardan okumak başka, bugün hala o dilde yapılan bir ayini dinlemek bambaşka bir şey olmalıydı. Eski taş manastırlar, Ortodoks geleneği, Mezopotamya'nın o kendine has atmosferi... Tam onun seveceği bir gezi olacaktı.
Sonra oturup takvime baktık.
Üç gün.
Yol dahil.
Olmayacaktı.
Telefonu elime aldım. Booking uygulamasını açtım.
"Nereye gidelim?"
Bazen insan saatlerce araştırır, onlarca otel inceler, yüzlerce yorum okur. Bu kez öyle olmadı. Yaklaşık on dakika sonra Dubrovnik'te bir otelimiz vardı. Hayat bazen gerçekten bu kadar basit olabiliyor.
İşin komik tarafı, Jelena Dubrovnik'e benden daha az yabancı değildi. Eski Yugoslavya’nın bir parçası olmasına rağmen en son yaklaşık otuz beş yıl önce gelmiş. Ben ise üç yıl kadar önce Bosna gezim sırasında yarım günlüğüne sınırı geçip Dubrovnik'in havasını şöyle bir koklayıp geri dönmüştüm. Şimdi dönüp bakınca daha iyi anlıyorum ki yarım gün, Dubrovnik gibi bir şehir için ancak fragman sayılabilir.
Bu kez gerçekten şehri yaşayacaktık.
Tek bir endişem vardı.
EasyJet.
Çünkü EasyJet ile papaz olmuştuk.
Bizi uzun zamandır takip edenler Kopenhag maceramızı hatırlayacaktır. Hatırlamayanlar için, EasyJet bizi, tamamen kendi hatalarından kaynaklanan bir sebeple uçağa almamıştı. Biz de o günden beri hukuki mücadele veriyoruz. Dolayısıyla ilişkimiz biraz... mesafeli.
Seyahatten birkaç gün önce ChatGPT ile konuşurken bana verdiği tavsiyelerden biri hala aklımda.
"Be boringly Swiss at the gate."
Hayatım boyunca çok tavsiye aldım. "Daha az çalış.", "Daha çok uyu.", "Spor yap." Ama ilk defa yapay zekadan "Kapıda sıkıcı derecede İsviçreli ol." tavsiyesi alıyordum.
Biz de aynen öyle yaptık.
Valizleri birkaç kez ölçtük. Belgeleri tekrar tekrar kontrol ettik. Kapıya uçuştan iki saat önce geldik. Kimseyle tartışmadık. Kimseye espri yapmadık. Görevli ne dediyse yaptık. Kısacası hayatımda hiç olmadığım kadar İsviçreli davrandım.
Ve işe yaradı.
Hiçbir sorun yaşamadan uçağa bindik.
Dubrovnik'e doğru havalandık.


