![]() |
| Bağımsızlığın başladığı yer |
Kuzey Amerika’da ise İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar daha çok yerleşimci koloniler kurarak tarım, ticaret ve liman şehirleri etrafında yeni toplumlar inşa ettiler.
17. ve 18. yüzyıllarda özellikle İngiliz kolonileri ekonomik olarak büyüdükçe, siyasi olarak Londra’ya bağımlılık daha görünür hale geldi. Koloniler vergi ödüyor ama İngiliz Parlamentosu’nda temsil edilmiyordu. “Temsil olmadan vergi olmaz” (no taxation without representation) tepkisi bu gerilimin özeti oldu.
1773’te Boston Tea Party ile sembolleşen direniş, Britanya’nın sert karşı önlemleriyle tırmandı. Yerel milisler, boykotlar ve propaganda savaşları kolonileri ortak bir çizgiye itti. Aydınlanma düşüncesinden etkilenen önderler, başta George Washington, Thomas Jefferson ve Benjamin Franklin gibi isimler, doğal haklar, halk egemenliği ve özgürlük kavramlarını öne çıkardı.
1775’te silahlı çatışmalar başladı, 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi ilan edildi ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı, on yıllardır biriken ekonomik-siyasi gerilimi sömürge düzenini bitiren bir kopuşa dönüştürdü.
Özetle, Kaptan Swing ve Profesör Oklitus’un da yardımlarıyla (!) Amerika Birleşik Devletleri kuruldu.
Bugün ABD, Kongre, Senato, Temsilciler Meclisi, Bob Menendez falan dediğimizde, aklımıza hemen Washington kenti gelir, ancak Washington’un başkent olması, ABD’nin kuruluşundan yaklaşık çeyrek yüzyıl sonrasına denk gelir.
İşin aslı ABD kurulduğunda başkent Philadelphia şehriydi. Bağımsızlık bildirgesi 4 Temmuz 1776’da burada yazılıp, ilan edildi. Amerikalıların kutladığı Fourth of July, yani Bağımsızlık Günü buradan gelir. Bence daha da önemlisi, ABD’nin varoluşunun belki de en önemli dayanağı olan anayasası da 1787 yılında Philadelphia’da yazılıp, kabul edildi.
Philadelphia’yı “tarihin ağır abisi” yapan şey, tam da bu. Independence Hall dediğiniz yer bir bina değil; “Burası bir şeylerin geri dönüşsüz hâle geldiği oda.” Britanya’yla sorun “çay vergisi” falan gibi görünen bir maddeden çıkmış olabilir, ama mesele aslında çok tanıdık. Vergiyi koyan var, söz hakkı veren yok, kuralları yazan var, bedelini ödeyen başkaları var.
“Temsil olmadan vergi olmaz” lafı, kulağa Amerikan klişesi gibi gelse de, bizim topraklarda da çok iyi tanıdığımız bir hissi tarif ediyor: Senin adına karar alınıyor ama sen masada yoksun. O yüzden Philadelphia’daki tartışmaları okurken ya da o salonlarda dolaşırken, insan ister istemez “Bu işin bir benzeri bizde de var” diyor. Bağımsızlık kavgası her ülkede aynı elbiseyi giymiyor belki, ama aynı kemik sesi çıkarıyor. Meşruiyet, egemenlik, dış baskı ve içeride birlik olma süreçleri.
Şimdi gelelim popüler kültür köprüsüne: Eğer National Treasure’ı izlediyseniz, “tarihi yer” denilen şeylerin bir anda “kaçış planı, şifre, gizli geçit” gibi eğlenceli şeye dönüştüğünü bilirsiniz. Film size Philadelphia’yı sadece “müze turu” diye satmaz; “Burada bir sır var” hissi verir. Türk okuru için bu tür bir giriş gerçekten işe yarar, çünkü biz de tarihi, çoğu zaman “ders” olarak değil, “öykü” olarak severiz.
Burada Blek ve Kaptan Swing damarına bağlanmak da mümkün. O İtalyan çizgi romanlarının Amerika Bağımsızlık Savaşı atmosferine yaslanması boşuna değildir. Orman milislerinin Britanya kırmızı ceketlilerine, küçük birliklerin büyük imparatorluğa kafa tutması… Hepsi “zayıfın güçlüye direnmesi” anlatısının en iyi paketlenmiş halidir. Prof. Oklitus’un bir yerlerde, olasılıkla Pennsylvania-Philadelphia hattında Ben Franklin’le yan yana gelmesi de bu yüzden akılda kalıyor. Çünkü Franklin, o dönemin hem “bilim adamı” hem “PR’cısı” hem “diplomatı”, yani bizdeki tabirle, tek kişilik kurumuydu.
Independence Hall’u gezerken aklımdan bunlar geçti.
Varşova’daki sefaletimizin ardından, bir Emirates uçuşu bizi New York’a getirmişti. Amerika’ya giriş işlemleri çok kısa sürdü. Dışarda ise sevgili kardeşim Ahmet bizi bekliyordu.
JFK’den, Belt Parkway’i aldık ve Brooklyn’de bir Taco Bell’de yiyecek takviyesi yaptıktan sonra, Verrazzano köprüsünden geçerek Staten Island’a, oradan da New Jersey’e, Ahmet’in malikanesine ulaştık.
Bu araba yolculuğumuzu ve eve ulaştıktan sonraki bir kaç saati yarım yamalak hatırlıyorum. Hayatımda çok az bu kadar yorulmuştum. Hemen uyuduk ve ertesi gün Ahmet ve sevgili karısı ile Philadelphia’ya ulaştık.
İlk iş olarak da Independence Hall’a geldik.
Independence Hall’un etrafındaki düzen, binaların ölçeği, bahçelerin sakinliği insana “Amerika burada doğdu” hissini zorla dayatmıyor. Tam tersine, sanki “Gel, bir bak, bütün olan bitene burada karar verdiler” diyor.
Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazıldığı oda restorasyon altında olduğundan ne yazık ki gezme şansımız olmadı.
![]() |
| Liberty Bell |
Bu çanın bir kopyasını Washington DC’deki Union Station’da görmüştüm. Aslını görmek tabii ki daha özel.
Bu çan 1752’de Londra’da dökülmüş ve Philadelphia’ya getirilmiş. İlk kullanımı zamanlarında bile çatlakmış. Yani sorun büyük ihtimalle döküm hatası ve metal alaşımındaymış.
Daha sonra Philadelphia’da John Pass ve John Stow isimli iki yerel demirci çanı yeniden eritmiş ve tamir etmeye çalışmış. Zaten bugün çanın üzerinde gördüğünüz “Pass and Stow” isimleri buradan gelir.
Çan, bu küçük çatlakla yıllarca kullanılmış, ancak 1846’da, George Washington’un doğum günü için çalınırken çatlak ani biçimde büyümüş. Çanı bir kez daha onarmayı denemişler. Çatlağı ilerlemesini durdurmak için onu bilerek genişletmişler. Bugün görünen o meşhur kalın çatlak, işte bu “tamir”in sonucu.
![]() |
| Kongre |
Özetle Philadelphia size hem destanı hem de kusuru aynı anda gösteriyor. Bu da onu “Amerikan propagandası” olmaktan çıkarıp gerçek bir tarih sahnesine dönüştürüyor.
Aynı komplekste ilk kongre yerleşkeleri de var. Senato, House of Representatives yani Temsilciler Meclisi, bugünkü Washington DC’deki devasa görkemli binadan çok farklı. Arka arkaya dizili birkaç sıra, hepsi o. Komitelerin toplandığı odalar ise bizim yemek odası kadar yerler.
Kişisel görüşüm, Amerikalıların eleştirilecek çok ama çok yönleri bulunur, ancak bir konuda onlara hakettikleri payeyi vermemiz gerekir ki, anayasalarına, özgürlüklerine tam farkında olmadan da olsa bağlıdırlar, sahip çıkarlar, korurlar ve severler.
Ben çok zevk alsam da, Independence yerleşkesi herkese gelin, görün diyebileceğim bir yer değil. Tarihe ilgili olanlar eminim zevk alarak gezecektir, ancak tipik turistik bir Amerika gezisi için ya gelmeyin, ya da biraz hızlı bir biçimde gezin derim.
Philadelphia, tipik bir Amerika kenti değil, bence çok farklı, gezmesi çok zevkli bir yer.
Philadelphia daha bitmedi, devam edeceğiz.


